Yurttan

Abdullah Çatlı'nın Gerçek Hikayesi

3 Kasım 1996'da Susurluk'ta meydana gelen kazada hayatını kaybeden Abdullah Çatlı'nın hayatını derinlemesine inceliyoruz.

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en karanlık ve şok edici olaylarından biri olarak kabul edilen 3 Kasım 1996 tarihli Susurluk kazası, içinden çıkan "Mehmet Özbay" sahte kimlikli şahsın aslında Abdullah Çatlı olduğunun anlaşılmasıyla yıllarca sürecek tartışmaların fitilini ateşlemişti. Soner Yalçın'ın "Reis" isimli kitabını referans alan video, Çatlı'nın fırtınalı ve sırlarla dolu hayat hikayesini izleyicilerle buluşturuyor.

Doğuştan Gelen Liderlik ve Ankara Yılları 1956 yılında Nevşehir'de doğan Abdullah Çatlı, çocukluğundan itibaren liderlik vasıflarıyla öne çıktı. 1970'li yılların sağ-sol çatışmaları arasında lise döneminde ülkücü hareketle tanışan Çatlı, üniversite eğitimi için gittiği Ankara'da dikkatleri üzerine çekti. Dönemindeki pek çok gencin aksine takım elbiseyle gezen ve keskin zekasıyla fark yaratan Çatlı, kısa süre içinde Ankara Ülkü Ocakları İl Başkanı olarak "Reis" unvanını kazandı.

Bahçelievler Katliamı ve Firar Günleri Sokak çatışmalarının şiddetlendiği dönemde kendi mücadele ekibi olan "Çelik Çekirdek"i kuran Çatlı, 8 Ekim 1978'de Ankara Bahçelievler'de Türkiye İşçi Partili gençlerin öldürüldüğü olayın ardından polis tarafından aranmaya başlandı. Sürekli sahte kimliklerle dolaşan Çatlı, bu firari süreçte gazeteci Abdi İpekçi suikastı zanlısı Mehmet Ali Ağca'nın hapisten kaçırılma planını bizzat organize etti.

Avrupa Serüveni ve ASALA Operasyonları 12 Eylül 1980 darbesinin ardından Türkiye'den ayrılarak Avrupa'ya geçen Çatlı, burada sadece kendi çevresiyle değil, istihbarat birimleriyle ve yer altı dünyasıyla da ilişkilerini güçlendirdi. Papa suikastında tetiği çeken Ağca'ya silahı temin eden kişi olduğu öne sürülen Çatlı, bir süre sonra Türk devletinin yetkililerinden gelen bir teklifle terör örgütü ASALA'ya karşı yürütülen gizli operasyonlarda yer almayı kabul etti.

90'lar, Faili Meçhuller ve Yalnızlıkla Gelen Son Eylemlerin ardından 1990 yılında Türkiye'ye dönen Çatlı, Azerbaycan'daki darbe girişimi gibi uluslararası krizlerin kilit isimlerinden biri haline geldi. 90'lı yıllardaki faili meçhul cinayetler ve devletin zirvesindeki istihbarat çekişmelerinin göbeğinde adı sıkça anılan Çatlı, MİT raporlarında deşifre olmaya başlamıştı. Kızı Selcen'e yazdığı bir mektupta, dünyayı titretmesine rağmen kendini çok yalnız hissettiğini belirten Çatlı'nın bu yalnızlığı, 3 Kasım 1996'da Susurluk'taki o kamyona çarpılmasıyla son buldu.

Kimilerine göre vatansever, kimilerine göre ise tetikçi ve karanlık bir isim olarak hafızalara kazınan Çatlı'nın hayatı, ölümünün üzerinden geçen yıllara rağmen hala tartışılmaya devam ediyor.

Detaylar Videoda...