Filistin-İsrail Çatışması: Tarihin En Uzun İşgal ve Direniş Öyküsü
Ortadoğu'da on yıllardır dinmeyen silah sesleri ve bitmek bilmeyen insanlık dramı, kökleri 20. yüzyılın ortalarına dayanan sistematik bir işgalin ve buna karşı yürütülen direnişin hikayesidir. Nazi Almanyası’nın zulmünden kaçan Yahudilerin Filistin topraklarına göç etmesiyle başlayan süreç, küresel güçlerin müdahalesiyle çözümsüz bir kördüğüme dönüştü.
1947 Taksim Planı ve Nakba: Felaketin Başlangıcı İngiltere’nin Filistin meselesini Birleşmiş Milletler’e (BM) devretmesinin ardından, 1947 yılında bölgenin iki bağımsız devlete bölünmesini öngören "Taksim Planı" kabul edildi. Nüfusun yalnızca %31'ini oluşturan Yahudilere, bölgenin en verimli tarım arazilerini kapsayan %56'lık bir toprak payı verildi. Bu adaletsiz paylaşımın ardından tırmanan şiddet, Deir Yasin gibi sivil katliamlarla zirveye ulaştı. 1948 yılında İsrail Devleti’nin ilanıyla birlikte 750 binden fazla Filistinli topraklarından sürüldü. Tarihe "Nakba" (Felaket Yılı) olarak geçen bu dönemde, yüzlerce Filistin köyü haritadan silindi.
Süveyş Buhranı ve FKÖ’nün Doğuşu İsrail, bölgesel hakimiyetini genişletmek amacıyla 1956 ve 1967 yıllarında giriştiği askeri harekatlarla Süveyş Kanalı'ndan Golan Tepeleri'ne, Gazze Şeridi'nden Batı Şeria'ya kadar geniş toprakları işgal etti. Bu süreçte Filistinliler, kendi kaderlerini tayin etmek amacıyla Yaser Arafat liderliğinde Filistin Kurtuluş Örgütü’nü (FKÖ) kurdu. FKÖ, demokratik ve eşit şartlarda bir halk cumhuriyeti modeli savunarak uluslararası alanda Filistin halkının meşru temsilcisi olarak tanınmayı başardı.
Lübnan İşgali ve Şaron Döneminin Kanlı İzleri İsrail, FKÖ’nün direniş üslerini yok etmek amacıyla 1978 ve 1982 yıllarında Lübnan’ı işgal etti. Dönemin Savunma Bakanı Ariel Şaron komutasındaki İsrail ordusunun Beyrut’a girmesiyle, tarihin en kanlı operasyonlarından biri gerçekleşti ve 10 binden fazla sivil hayatını kaybetti. Uluslararası Af Örgütü tarafından "savaş suçu" olarak tescillenen bu katliamlar, İsrail içinde bile kitlesel protestolara neden oldu.
Oslo’dan Çözümsüzlüğe ve Yaser Arafat’ın Ölümü 1990’lı yıllarda Oslo’da başlayan barış görüşmelerinde FKÖ, İsrail’i bir devlet olarak tanırken; İsrail de Arafat’ı Filistin halkının lideri olarak kabul etti. Ancak İsrail’in egemenlik ve Kudüs gibi temel konuları masaya getirmeyip yalnızca kısıtlı bir özerklik önermesi barış umutlarını söndürdü. 2000'li yıllarda Ariel Şaron'un yeniden başbakan olmasıyla şiddet tırmandı; Hamas lideri Şeyh Yasin'in tekerlekli sandalyede füzeyle vurularak katledilmesi ve 2004 yılında efsanevi lider Yaser Arafat'ın şüpheli ölümüyle Filistin adeta öksüz kaldı.
Batı’nın Çifte Standartlı Modernizmi Bugün Yaser Arafat’ın ölümünün üzerinden yirmi yılı aşkın bir süre geçmesine rağmen Filistin topraklarındaki abluka, tecrit ve sivil ölümleri hız kesmeden devam ediyor. Dünyanın farklı bölgelerindeki işgallere yüksek sesle "insanlık suçu" diyen Batılı devletlerin ve Amerika'nın, Filistinli kadın ve çocukların katledilmesi karşısındaki derin sessizliği, küresel siyasetin çifte standartlı maskesini bir kez daha düşürüyor.
Detaylar videoda...





