UĞUR ABBAS TOPAK ÖZEL HABER : Ispartalılar Yemiyor, Avrupa Kapış Kapış Alıyor! Eğirdir Gölü'nden Çıkan "Tatlı Su Canavarı" Servet Kazandırıyor!
Isparta’nın incisi Eğirdir Gölü, sadece görsel güzelliğiyle değil, derinliklerinden çıkan ve duyanları hayrete düşüren gastronomi sırlarıyla da adından söz ettiriyor. Gölün yerli halkının neredeyse hiç tüketmediği ancak Avrupa’nın en lüks restoranlarının menülerini süsleyen tatlı su ıstakozu "kerevit" ve yapımı saatler süren mühendislik harikası "sazan dolması", yiyenlerin ezberini bozuyor.
Eğirdir Gölü, Türkiye'nin en büyük tatlı su kaynaklarından biri olmasının yanı sıra, devasa bir ekonomik ve kültürel hazineyi de bağrında taşıyor. Gölde yapılan balıkçılık faaliyetleri, kulaktan kulağa yayılan efsanevi lezzetleri ve sınırları aşan devasa bir ihracat ağını beraberinde getiriyor.
Ispartalı Yüzüne Bakmıyor, Avrupalı Tabağını Binlerce Avroya Kapatıyor!
Eğirdir Gölü’nün en gizemli ve tezat hikayesi, halk arasında "tatlı su canavarı" olarak da bilinen kerevitte saklı. Türkiye’nin en büyük kerevit üretim ve işleme merkezlerinden biri olan Eğirdir’de, gölden her yıl tonlarca tatlı su ıstakozu çıkarılıyor.
İşin en ilginç tarafı ise bu lüks deniz ürününün bölge halkı tarafından neredeyse hiç tüketilmemesi. Eğirdirlilerin sofrasına pek uğramayan bu canlılar, yakalandıktan hemen sonra özel tesislerde işlenerek başta Fransa, Belçika, İsveç ve Almanya olmak üzere Avrupa'nın gurme restoranlarına ihraç ediliyor. Avrupalıların tabak başına küçük bir servet ödediği bu lezzet, Isparta ekonomisine her yıl milyonlarca dolarlık döviz girdisi sağlıyor.
Balık Değil Mühendislik Harikası: İğne İplikle Yapılan "Sazan Dolması"
Gölün yerel mutfaktaki en büyük efsanesi ise adeta bir sabır testi olan "Sazan Dolması". Sıradan balık yemeklerini unutturan bu lezzet, gölden yakalanan dev sazan balıklarının içinin özel bir teknikle boşaltılmasıyla başlıyor.
Balığın eti zedelenmeden çıkarıldıktan sonra; pirinç, nane, çam fıstığı, kuş üzümü ve özel baharatlardan oluşan zengin bir harç hazırlanıyor. Bu harç balığın içine doldurulduktan sonra, pişerken dağılmaması için balığın karnı iğne ve iplikle bir terzi titizliğiyle dikiliyor. Ardından özel soslarla sıvanan sazan, fırında saatlerce ağır ağır pişmeye bırakılıyor. Yapımı tam anlamıyla bir mühendislik ve zanaat gerektiren bu yemek, Isparta’ya gelen gurmelerin tatmadan dönmediği bir ritüele dönüşmüş durumda.
Gölün altındaki "kabuklu servet" Avrupa pazarını domine ederken, suyun üzerindeki geleneksel lezzetler ise Anadolu'nun gastronomi mirasını geleceğe taşımaya devam ediyor.