Yurttan

Karanlık Yıl 1993 ve Susturulan İtiraflar

JİTEM'i kurduğunu iddia eden ve derin devletin karanlık ağını ifşa etmeye hazırlanan Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in şüpheli kayboluşu ve infazının perde arkası.

Abone Ol

Ankara Sokaklarında Soğuk Fırtına: Üç Ceset, Üç Mesaj 1993 yılının sonbaharında Türkiye'nin başkenti Ankara, siyasi suikastlerin ve faili meçhul cinayetlerin yarattığı ağır bir atmosferin içindeydi. 29 Ekim akşamında bazı ulusal gazetelerin (Aydınlık, Özgür Gündem ve Sabah) telefonları esrarengiz kişiler tarafından arandı. Telefondaki sesler, devletin resmi olarak varlığını inkar ettiği JİTEM'i kurduğunu söyleyen ve "Konuşursam yerinden oynar" diyerek meydan okuyan Binbaşı Ahmet Cem Ersever'in infaz edildiğini duyuruyordu. Mahkemeye gitmek üzere 26 Ekim'de evinden ayrılan ve sırra kadem basan Ersever'in ardından, kısa süre içinde Ankara'nın Elmadağ, Çamlıdere ve Polatlı çıkışlarında üç farklı ceset bulundu. Bulunan cesetler Ersever'in sevgilisi Neval Boz'a, sağ kolu olan itirafçı Mustafa Deniz'e ve kafasından iki kurşunla vurulmuş haldeki Ahmet Cem Ersever'e aitti. Cesetlerin jandarma bölgelerine bırakılması ise cinayeti işleyenlerin açık bir gövde gösterisi ve mesajı olarak yorumlandı.

Gayrinizami Harp ve JİTEM'in Doğuşu 1970'lerde Silopi'de görev yaptığı dönemde acımasız yöntemleriyle tanınan Ersever, 12 Eylül sonrası artan PKK terörüne karşı devletin klasik ordu düzeniyle baş edemeyeceğini savunuyordu. "Gerillaya karşı gerilla gibi savaşmak" fikrinden yola çıkan Ersever, gayrinizami harp kurallarını benimseyerek kendi istihbarat ağını kurdu. İddiasına göre "JİTEM'in kurucusu ve patronu" kendisiydi. JİTEM timleri köylere terörist kılığında sızarak istihbarat topluyor, hapse atılmak yerine operasyonlarda kullanılmak üzere yanlarına aldıkları PKK itirafçılarıyla birlikte çalışıyordu.

Karanlık Çark: Beyaz Toroslar ve "Yeşil" Kurulan bu geniş istihbarat ve operasyon ağının ayakta kalabilmesi için büyük bir maddi kaynağa ihtiyaç vardı. İddialara göre bu kaynak; uyuşturucu ticareti, silah kaçakçılığı ve haraç kesme gibi yasa dışı yollarla elde ediliyordu. Bu dönemin en büyük sembollerinden biri ise sivil giyimli, silahlı şahısların kullandığı ve kimsenin durdurmaya cesaret edemediği "Beyaz Toroslar" oldu. Çarkın en tehlikeli ve kilit ismi ise "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'dı. Ersever'e göre Yeşil, resmi bir kadroda yer almamasına rağmen devletin en sadık tetikçisi konumundaydı; üstelik hedefleri arasında sadece dağdaki teröristler değil, şehirdeki aydınlar ve gazeteciler de vardı.

Hedefteki Adam ve Yarım Kalan İtiraflar Zamanla sistemin kontrolden çıkması ve Halkın Emek Partisi Diyarbakır İl Başkanı Vedat Aydın ile yazar Musa Anter cinayetleri gibi sansasyonel suikastlerin işlenmesi bardağı taşırdı. Kendi kurduğu yapının hedefi haline geldiğini anlayan ve avcıyken ava dönüştüğünü fark eden Ersever, Haziran 1993'te gazeteci Soner Yalçın'a ulaşarak adeta günah çıkardı ve çarpıcı itiraflarda bulundu. Bildiği her şeyi askeri mahkemede anlatmaya hazırlanıyordu ancak duruşmaya çıkamadan infaz edildi.

Sırlarla Dolu Bir Arşivin Kayboluşu Ersever'in ölümüyle birlikte sadece bir asker ortadan kalkmadı; aynı zamanda evindeki belgeler, notlar ve kasetlerden oluşan Türkiye'nin yakın tarihini aydınlatacak dev bir arşiv de kayıplara karıştı. Dönemin Başbakanı Tansu Çiller'in cinayeti "kendi iç hesaplaşmaları" olarak nitelendirip konuyu kapatmasının ardından bu ölüm; Eşref Bitlis kazası, Uğur Mumcu suikastı, Sivas ve Başbağlar katliamlarının yaşandığı kanlı 1993 yılının en karanlık sayfalarından biri olarak tarihteki yerini aldı. Ersever'in susturulmasıyla beraber derin devletin içindeki sırlar da mezara gömülmüş oldu.