MİT Tarihinin Sıra Dışı Aktörü: "Yerli James Bond" Hiram Abas’ın Portresi
Türk istihbarat tarihinin en nevi şahsına münhasır, en operasyonel ve teorik kalıpları yıkan efsanevi ismi hiç şüphesiz Hiram Abas'tır. Hiçbir zaman resmi olarak MİT Müsteşarlığı koltuğuna oturmamış olmasına rağmen, teşkilat içindeki nüfuzu ve imza attığı sınır ötesi operasyonlar nedeniyle adeta müsteşarlık makamının bile önüne geçen bir figür oldu. Elinden düşürmediği piposu nedeniyle yeraltı dünyası ve istihbarat dehlizlerinde "Bay Pipo" olarak anılan Abas, boksörlük yıllarından casusluk zirvesine uzanan ömrünü trajik ve gizemli bir suikastla tamamladı.
CIA Maaşlı MİT Dönemi ve İlk Adımlar 1932 yılında İstanbul’da doğan Hiram Abas, gençlik yıllarında boks sporuna olan tutkusuyla biliniyordu. Sırf boksörlük yapabilmek için Paris’e kadar giden ancak aradığını bulamayan Abas, yurda dönüp yedek subaylığını tamamladıktan sonra Milli İstihbarat Teşkilatı’na adım attı. O yıllarda MİT, bütçe ve teknoloji açısından tam anlamıyla dışa bağımlıydı. Teşkilatın operasyonel ekipmanlarını bırakın, personel maaşlarını dahi Amerika Birleşik Devletleri (CIA) ödüyordu. Dönemin Başbakanı Adnan Menderes’in bu sistemi millileştirme çabaları sonuçsuz kalmıştı. Abas’ın akıl hocası olan MİT Müsteşarı Mehmet Fuat Doğu’nun, "Ben CIA'in bir şubesiyim" itirafında bulunduğu bu hantal ve bağımlı dönemde Hiram Abas, teşkilatı tamamen operasyonel ve yerli bir çizgiye çekmek için amansız bir mücadele başlattı.
Casus Avcılığından Atina’daki Bagaj Firarına Batum’daki ilk dış görevinde Deşifre olarak yurda dönen Abas, Ankara ve İstanbul’da görev aldığı karşı casusluk faaliyetlerinde tam 64 yabancı ajanı suçüstü yakalayarak büyük bir rekora imza attı. Ardından Atina'ya gönderilen Abas, "Bal Tuzağı" (Honey Trap) yöntemini bu kez tersine işletip evli bir Yunan kadınının yanına sızdı. Kadın üzerinden Ege'deki Yunan füze üslerinin koordinatlarını, limanların kapasitelerini ve askeri sevkiyat planlarını tek tek Ankara'ya raporladı. Durumu fark eden Yunan istihbaratının kurduğu kanlı baskından soğukkanlılıkla kurtulan Abas, önce Türk elçiliğine sığındı, ardından bir diplomatik aracın bagajında gizlenerek sınırı geçmeyi başardı ve yaşayan bir efsane olarak yurda döndü.
Kızıldere İnfazı ve Öcalan Detayı MİT’in en sıcak operasyonel dairesinin başına geçen Hiram Abas, 1971 yılında İsrail Büyükelçisi Efraim Elrom’un Mahir Çayan ve arkadaşları tarafından kaçırılması sürecini yönetti. Büyükelçinin öldürülmesinin ardından cezaevinden kaçan Mahir Çayan ve ekibini yakalamak üzere bizzat sahaya inen Abas, ekibiyle birlikte Kızıldere'de Çayan’ı ve yoldaşlarını yakalayarak adalete teslim etmek yerine bizzat orada infaz etti. Bu infaz eylemi sol kliklerde devasa bir öfke dalgası yaratırken, o dönem Ankara'da bu fikri paylaşan genç isimler arasında, sonradan PKK'yı kuracak olan Abdullah Öcalan da yer alıyordu.
MİT İçi Klik Savaşları ve ASALA Operasyonları Hiram Abas, yardımcısı Mehmet Eymür ve özel harp subayı Korkut Eken ile birlikte MİT içinde çok güçlü bir operasyonel klik kurdu. Bu klik, teşkilatın diğer güçlü kanadı olan Nuri Gündeş, Erkan Gürvit ve Ertuğrul Güven üçlüsüyle amansız bir iç iktidar savaşına girdi. 1980’li yıllarda Ermeni terör örgütü ASALA’nın Türk diplomatları katlettiği dönemde Abas, Beyrut dehlizlerindeki eski bağlantılarını devreye sokarak yeraltı dünyasından isimlerle birlikte ASALA’ya karşı gayriresmi, acımasız nokta operasyonlar düzenledi ve örgütün omurgasını kırdı. Abas'ın temel doktrini netti: "MİT sadece rapor yazan bir memur masası olamaz; gerektiğinde sahada infaz yapan bir operasyon gücü olmalıdır."
Kırmızı Işıkta Kurulan Kanlı "Bal Tuzağı" Dönemin Başbakanı Turgut Özal, MİT'i sivilleştirme projesi kapsamında Hiram Abas'ı müsteşarlık koltuğuna oturtmak istiyordu ancak bu hamle askeri vesayetin sert duvarına çarptı. Ünlü 1987 MİT Raporu skandalının ardından tasfiye edilen Abas, sivil hayata geçti.
Tarihler 26 Eylül 1990’ı gösterdiğinde, İstanbul Kadıköy'de kendi şahsi aracıyla kırmızı ışıkta duran Hiram Abas'a karşı istihbarat literatürüne geçecek cinsten bir suikast düzenlendi. Abas’ın zaafı olan sarışın bir kadın, bilerek ve hedef şaşırtmak amacıyla aracın önünden yaya olarak geçti. Yaşayan James Bond, dikkati dağılıp kadına baktığı o kritik saniyede, yan camdan yaklaşan tetikçinin ensesine sıktığı çapraz kurşunlarla direksiyon başında hayatını kaybetti. Öldüğünde elinde silahı değil, çok sevdiği piposu vardı. Suikastı Dev-Sol örgütü üstlense de, arkasındaki gücün yabancı servisler mi yoksa tasfiye ettiği mafya klikleri mi olduğu hiçbir zaman tam olarak aydınlatılamadı.
Soner Yalçın'ın, "Liderliğini ve gücünü kimseyle paylaşmak istemezdi, yenilgiyi asla kabul etmezdi. Strateji gereği zamanında geri çekilmeyi bilmediği için kaybetti" sözleriyle özetlediği Hiram Abas, Türk istihbarat tarihinin en parıltılı ve en trajik kara kutusu olarak derin devlet arşivlerindeki gizemini koruyor.
Detaylar videoda...





