Çöllerden Cephelere Bir İstihbarat Dehası: Kuşçubaşı Eşref

Türk istihbarat tarihinin en parıltılı, en maceraperest ve operasyonel dehasıyla düşmanlarının bile saygısını kazanmış en kritik figürlerinin başında Kuşçubaşı Eşref (Sencer) gelir. Sarayda doğancıbaşı olarak görev yapan Kafkas göçmeni Çerkez bir babanın oğlu olduğu için "Kuşçubaşı" lakabıyla anılan Eşref, 1883 yılında başlayan ömrünü Osmanlı’nın son dönemindeki en gizli dehlizlerde, Teşkilat-ı Mahsusa’nın kalbinde geçirdi. O; çöllerde bir isyancı, cephede bir komutan, diplomatik masalarda ise devletin en keskin istihbarat aklıydı.

Hicaz Çöllerinde Bir "Uçan Şeyh" Gençlik yıllarında Jön Türk hareketlerine olan ilgisi nedeniyle Harbiye’den uzaklaştırılan ve babasıyla birlikte Hicaz’a sürgün edilen Eşref, Arabistan çöllerindeki bedevilerle iç içe yaşayarak bölgeyi en ince ayrıntısına kadar öğrendi. Resmi bir görevi olmadığı bu dönemde Arap kabilelerini arkasına alarak gerçekleştirdiği yağma ve baskın eylemleri nedeniyle yerel halk arasında "Kuşçuların Şeyhi" veya "Uçan Şeyh" olarak nam saldı. Amacı, dönemin padişahı Sultan II. Abdülhamid’in dikkatini çekmekti; nitekim başarılı da oldu. Affedilerek İzmir’e yerleştirilen Eşref, burada Çerkez Ethem ile tanıştı ve ardından İttihat ve Terakki Cemiyeti’ne katılarak Enver Paşa’nın en güvendiği operasyonel liderlerden biri haline geldi.

Trablusgarp’ta Mustafa Kemal ve Enver Paşa İle Omuz Omuza 1911 yılında İtalyanların Trablusgarp’ı işgali üzerine Osmanlı Devleti bölgeye resmi bir ordu gönderemeyince, aralarında Mustafa Kemal, Enver Paşa ve Süleyman Askeri’nin de bulunduğu bir grup seçkin subayla birlikte Kuşçubaşı Eşref de gizlice bölgeye sızdı. Medrese öğrencisi kılığında, sarık ve cübbelerle Mısır üzerinden Trablusgarp’a geçen bu ekip, yerel kabileleri ve Senusi tarikatını örgütleyerek İtalyanlara karşı amansız bir gerilla savaşı başlattı. Hayatında hiç silah tutmamış bedevilere taktiksel savaşmayı öğreten Kuşçubaşı, bu Teşkilat-ı Mahsusa modelinin dünyadaki ilk başarılı uygulayıcılarından biri oldu.

Batı Trakya’da Kurulan İlk Türk Cumhuriyeti Balkan Savaşları’nın patlak vermesiyle cepheye koşan Eşref, Enver Paşa’nın talimatıyla yanına aldığı 115 serdengeçti ile Bulgarların işgal ettiği masum Müslüman köylerini kurtarmak için harekete geçti. Bölgedeki zalim Bulgar çetelerini tek tek tasfiye eden Kuşçubaşı, askeri ve siyasi bir deha göstererek 1913 yılında tarihteki ilk Türk cumhuriyeti olan "Batı Trakya Geçici Hükümeti"ni kurdu. Kendi ordusu, pulu ve pasaportu olan bu devlet, uluslararası dengeler gereği Osmanlı tarafından stratejik olarak lağvedilse de Eşref’in teşkilatçılık gücünün en büyük kanıtı oldu.

Lawrence’ı Çıldırtan 300 Bin Altınlık Çöl Operasyonu Birinci Dünya Savaşı sırasında Teşkilat-ı Mahsusa’nın Arap Yarımadası sorumlusu olan Kuşçubaşı Eşref, yemen’deki Osmanlı ordusuna lojistik destek ve 300 bin altın götürmekle görevlendirildi. Ünlü İngiliz casusu Arabistanlı Lawrence (Thomas Edward Lawrence) ve binlerce silahlı bedevi, çölde Eşref’in peşine düştü. Hayber yakınlarında Hayber Geçidi'nde 20 bin kişilik düşman kuşatmasına karşı sadece 40 telli kahramanıyla günlerce savaşan Eşref, ağır yaralı olarak İngilizlere esir düştü.

Ancak Lawrence enkazı incelediğinde büyük bir şok yaşadı: Kasalarda paranın sadece %5'i vardı. Kuşçubaşı Eşref, askeri dehasını konuşturarak 300 bin altının %95'ini Zenci Musa komutasındaki gizli bir birlikle başka bir rota üzerinden Yemen’e çoktan ulaştırmıştı. Esaret yıllarında İngilizlerin "Ermeni tehciri"ne dair sorgulamalarına karşı, "Şayet Osmanlı subayları katliam emri almış olsaydı, bugün bu iddiaları anlatacak tek bir Ermeni hayatta kalmazdı" diyerek tarihi bir dik duruş sergiledi.

Milli Mücadele Dönemi ve "Yüzellilikler" Trajedisi Malta esaretinin ardından kaçarak vatan topraklarına dönen Eşref, Anadolu’daki Milli Mücadele’ye destek vermek için Karakol Cemiyeti’ne dahil oldu. Ancak düzenli orduya geçiş sürecinde Mustafa Kemal Paşa’nın merkeziyetçi sistemi ile Kuşçubaşı’nın başıboş, gerilla tarzı eylem anlayışı fikir ayrılıklarına yol açtı. Çerkez Ethem’in Ankara’ya isyan etmesi sürecinde, Çerkez kökenli olması ve yakın ilişkileri nedeniyle Eşref de zan altında kaldı. Kraldan çok kralcı olan kliklerin Mustafa Kemal’e taşıdığı yalan yanlış raporlar neticesinde, büyük hizmetlerine rağmen Kurtuluş Savaşı sonrası "Yüzellilikler" listesine alınarak vatan haini ilan edildi ve sürgüne gönderildi.

1938 yılında çıkarılan genel affa, "Ben affedilecek hiçbir suç işlemedim, vatana ihanet etmedim" diyerek rest çeken ve ülkeye dönmeyen Kuşçubaşı Eşref, ancak 1950 yılında Adnan Menderes döneminde vatan topraklarına geri döndü. 1964 yılında 91 yaşındayken hayata gözlerini yuman bu büyük istihbarat dehası, arkasında her zaman can dostu Mehmet Akif Ersoy’a söylediği o yürek yakan dizeleri bıraktı: "Vatan aşkıyla ne yandık be paşam..."

Detaylar videoda...

Kaynak: Haber Merkezi