Genç Osman’ın Zalimlere Tokadı (Sene 1618)
Sene, 1618’i gösteriyor. Osmanlı mülkünde taze bir soluk, yiğit bir padişah Sultan Genç Osman daha tahta çıkalı 6 ay olmuş.
Aynı yıllarda payitahttan uzaklarda, Yalvaç’ın, Karaağaç’ın, Hoyran’ın bereketli topraklarında, üzerinde kara bulutlar dolaşmaktadır.
Eski Anadolu Beylerbeyi’nin vekili sıfatıyla bölgeye çöken Kamran adındaki bir zalim, yanına aldığı yüzlerce atlıyla adeta bir kâbus gibi köylerimizin üzerine çöker.
"Teftiş yapacağım" bahanesiyle Hoyran’dan Karaağaç’a, oradan Yalvaç’ın yiğit insanlarına kadar el uzatır; halkın rızkına iftiralarla, baskılarla göz diker.
Tam anlaşılması adına biraz daha açayım,
Anadolu Beylerbeyi o dönem Anadoludaki en büyük eyaletin, yâni bölge vâlisinin vekili sıfatıyla teftiş yapacağım diye Kamran adında yüzlerce atlısı olan bir eşkıya Yalvaç’a geliyor.
Halka iftira atarak para topluyor. Kadılık görevini parayla satıyor, devletin vâlinin adını kullanarak her türlü eziyeti yapıyor, kadılara zorla kendisinin meşruluğunu gösteren kararlar arzu hâller alıyor. Hoyran kazasından şer‘e ve kanuna aykırı olarak elli bin akçe, Yalvaç kazasından önce yetmiş bin, sonra tekrar elli bin akçe, Karaağaç kazasından da elli bin akçe alıyor.
Bu durum karşısında bölge ahâlisi boyun eğmez!
Yalvaç’ın kadısı Mevlana Ali, Hoyran’ın kadısı Mevlana Mustafa ve bölgenin ileri gelenleri el ele verir; bu zulmü, bu "haksız teftişi" bir şikâyet mektubuyla (arz u mahzar) Sultan’ın huzuruna taşırlar şikayet ederler.
Genç Padişah Genç Osman, Eylül ayının o sıcak gününde önüne gelen bu feryadı okuduğunda adeta çılgına döner, ve kükrer. Derhal Kütahya Kadısı’na ve bölge yöneticilerine tarihe geçecek şu sert fermanı gönderir:
"Emrim size ulaştığında; yüce fermanım gereğince, bundan sonra çevredeki yerleşim yerlerine ve köylere 'devir' ve 'teftiş' adıyla asla adam göndermeyip, hiçbir şekilde halka baskı ve zulüm yapmayasın ve yaptırmayasın.
Ve sen ki Kadısın; yeni vekilin aracılığıyla, eski vekilin (Kamran'ın) yoksul halktan haksız yere aldığı paraları eksiksiz olarak gerçek sahiplerine geri alıverip, adamın üzerinde halka ait tek bir akçe veya bir habbe (küçük bir parça) bile bırakmayasın.
Şunu bilesiniz ki; eğer bundan sonra yine köylere teftiş adıyla adam çıktığı duyulursa veya halkın haksız alınan parası sahiplerine geri verilmeyip eski vekil korunursa; yüce atalarımın tertemiz ruhları üzerine yemin ederim ki, öyle bir cezaya çarptırılırsın ki diğer herkese ibret olursun.
Sen ki Vekilsin (Müsellim); buna göre sorumluluğunu bil ve sana ulaşan bu şerif emrimin yerine getirilmesinde bir an bile vakit kaybetmeyesin."
İşte bu ferman, sadece bir kâğıt parçası değil; Isparta’nın, Yalvaç’ın ve Şarkikaraağaç’ın hakkını arayan vakur insanına devletin verdiği bir şeref sözüdür.
Tarih her zaman zalimleri değil, hakkını arayan Yalvaçlıların, Hoyranlıların, Karaağaçlıların ve adaleti ayakta tutan Genç Osmanları da yazar.
1618’den günümüze miras kalan bu adalet hikâyesi, topraklarımızın ne kadar kıymetli bir tarihî hafızaya sahip olduğunun en büyük kanıtıdır.