Yurttan

Adnan Oktar'ın Örgütü Nasıl Çökertildi ?

"Harun Yahya" mahlasıyla her eve sızmayı başaran Adnan Oktarın ve onun derin örgütünün kan donduran geçmişi...

Abone Ol

Türkiye Cumhuriyeti topraklarında insanların manevi duygularını ve dini inançlarını sömürerek kendine karanlık bir imparatorluk kuran Adnan Oktar ve sapkın örgütünün anatomisi, adalet tarihine geçen belgelerle yeniden gözler önüne serildi. 1956 Ankara doğumlu olan ve üniversite eğitimi için geldiği İstanbul Mimar Sinan Üniversitesi’nde zengin ailelerin çocuklarını ağlarına düşürerek çekirdek kadrosunu kuran Oktar’ın, yıllar içinde nasıl uluslararası bir tehdit odağı haline geldiği ifşa oldu.

Bakırköy Hastanesinden "Uhrevi" Telkinlere

1986 yılında "milli duyguları zayıflatmak amacıyla propaganda yapmak" suçundan ilk kez tutuklanan Adnan Oktar, sevk edildiği Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde kaldığı dönemde, "saçlarından elektriklenmeler alarak uhrevi bilgiler elde ettiğini" iddia etmişti. Dönemin uzmanları tarafından "telkin ve ikna kabiliyeti oldukça yüksek" olarak tanımlanan Oktar, 90’lı yıllarda faaliyetlerini yasal bir vitrine oturtmak amacıyla Bilim Araştırma Vakfı’nı (BAV) kurarak evrim karşıtı propaganda kitaplarıyla her haneye girmeyi hedefledi.

Kedicikler, Şantaj Kasetleri ve Turnike Sistemi

Örgütün asıl karanlık yüzü ise 1999 yılında dönemin İçişleri Bakanı Saadettin Tantan ve İstanbul Emniyet Müdürü Hasan Özdemir’in talimatıyla yapılan büyük operasyonla ortaya çıktı. Varlıklı insanları, bürokratları ve siyasetçileri ağa düşürmek için "Kedicik" olarak adlandırılan kadınları kullanan örgütün, gizli kameralarla şantaj kasetleri arşivlediği kanıtlandı. Operasyonla birlikte kadınların "turnike" adı verilen sistematik bir cinsel sömürü ve irade kırma sürecinden geçirildikleri, yargı üzerinde kurulan yüzlerce avukatlı yıldırma taktikleri ve kaset şantajları sayesinde örgütün uzun süre cezalandırılamadığı anlaşıldı.

A9 TV ve Ekrandaki "Freak Show"

2000’li yıllarda medyadaki stratejisini dijitale kaydıran yapı, A9 TV’yi kurarak estetik operasyonlarla tek tip robota dönüştürülmüş mağdur kadınların ve onları sömüren erkeklerin yer aldığı canlı yayınlara başladı. Bir nevi "Freak Show" (ucubeler sirkine) dönen bu yayınlarda mehdiyet ve dini sohbetlerin arkasına sığınarak garip danslar ve tuhaf espriler sergilendi. Yapı, 2018 yılında Diyanet İşleri Başkanlığı'nın sert çıkışı, RTÜK cezaları ve MASAK’ın finansal incelemeleriyle köşeye sıkıştı.

Büyük Çöküş: Dragos Operasyonu ve Casusluk

11 Temmuz 2018’de örgütün "Dragos" olarak adlandırdığı Kandilli'deki devasa villası başta olmak üzere 120 adrese düzenlenen eş zamanlı operasyonla Adnan Oktar ve yöneticileri kaçmaya çalışırken yakalandı. İddianamede; siyasal ve askeri casusluk, çocuğun nitelikli cinsel istismarı, kara para aklama ve 15 Temmuz darbe girişimi öncesi FETÖ ile kurulan temaslar gibi çok ağır suçlamalar yer aldı. Yargılama sonucunda Adnan Oktar, 8 bin 658 yıl hapis cezasına çarptırıldı.

Manevi Sömürünün En Somut Kanıtı: Oktar Babuna Vakası

Örgütün insan sömürüsünde sınır tanımadığının en net kanıtı ise 1999 yılındaki Oktar Babuna kampanyası oldu. Kanser bahanesiyle Türk halkının milli duyguları sömürülerek 120 binden fazla kişiden toplanan kan ve ilik örneklerinin gizlice Amerika ve Almanya’daki laboratuvarlara gönderildiği ve uluslararası bir gen hırsızlığı ağının parçası olduğu Sağlık Bakanlığı incelemeleriyle ortaya çıkmıştı. Beyni yıkanan Babuna, ailesini suçlayarak Oktar'a sadık kalmış ve 186 yıl hapse mahkum edilmişti.

Geç de olsa adaletin keskin kılıcıyla yüzleşen Adnan Oktar yapılanmasının içerideki kolları kırılmış olsa da, dışarıda kalan kalıntıların yapıyı sürdürüp sürdürmediği halen kamuoyu tarafından yakından takip ediliyor.

Detaylar videoda...