Türkiye Cumhuriyeti'nin siyasi tarihinde en güçlü ve etkili figürlerden biri olan Alparslan Türkeş, hayatı boyunca sürgünler, darbeler ve hapis cezalarıyla sınanmış ancak fikirlerinden asla ödün vermemiş bir liderdir. Ülkücü hareketin "Başbuğ"u olarak anılan Türkeş’in hikayesi, Osmanlı’nın iskan politikasıyla Kıbrıs’a sürülmüş bir Türkmen ailesinin ferdi olarak 1917 yılında başlar.

Kısa Bir Kıbrıs Serüveni ve "Alparslan" İsmi Asıl adı Arslan olan genç, Kıbrıs’taki rüşdiye yıllarında öğretmeni Faiz Kaymak’ın teşvikiyle ismine "Alp" ekini alarak "Alparslan" adını benimser. İngiliz hegemonyası ve Rum baskısı altında geçen çocukluk yıllarında, ailesine destek olmak için bahçelerindeki Yasemin çiçeklerini satarak geçimlerine katkıda bulunur. Ancak kalbindeki en büyük ideal, Anadolu’daki Kurtuluş Savaşı’nın kahramanları gibi bir subay olmaktır.

Atatürk’ün Son Subayları Ailesini ikna ederek Anadolu’ya dönen Türkeş, Kuleli Askeri Lisesi’ne girer. Yatılı okulda aldığı bursun büyük kısmını maddi zorluk çeken ailesine gönderen, hafta sonları kantinden arttırdığı ekmekleri evine taşıyan vefalı bir evlattır. Harbiye yıllarında, asteğmenlik belgeleri bizzat Gazi Mustafa Kemal Atatürk tarafından tasdik edilen Türkeş, ömrü boyunca bu onuru en büyük madalyası olarak taşıyacaktır.

Turancılık Davası ve "Tabutluk" İşkenceleri Isparta ve Gelibolu’daki görev yıllarının ardından yolu Hüseyin Nihal Atsız ile kesişen Türkeş, "Esir Türklerin kurtuluşu" idealini yüksek sesle dile getirmeye başlar. Ancak bu düşünceleri, dönemin siyasi konjonktüründe karşılığını "Turancılık Davası" ile bulur. 1944 yılında evi basılan ve tutuklanan Türkeş, meşhur "Sansaryan Han"ın tabutluklarında ağır işkencelere maruz kalır. Tırnakları çekilen, hücrelere atılan Türkeş’e yöneltilen suçlama ise "Turancılık ve darbecilik"tir.

Hücre Arkadaşı Rıfat Ilgaz Türkeş’in hapishane yılları, Türkiye’nin o dönemki siyasi kutuplaşmasının ilginç bir kesitine de sahne olur. Hücre komşusu, sol görüşlü yazar Rıfat Ilgaz’dır. Ilgaz, yıllar sonra bu durumu; "Hakim bana 'Orta Asya'dan bahsettiğin için komünistsin', Türkeş'e ise 'Orta Asya'dan bahsettiğin için faşistsin' dedi" diyerek trajikomik bir şekilde özetleyecektir.

Alparslan Türkeş’in hayatının bu ilk dönemi, bir askerin vatan aşkıyla nasıl yoğrulduğunun ve Türk milliyetçiliği davasının hangi bedeller ödenerek bugünlere taşındığının en somut kanıtıdır.

Detaylar videoda...

Kaynak: HABER MERKEZİ