Fransa'nın Poitiers şehrinde 1849 yılında dünyaya gelen Blanche Monnier, şehrin en soylu ve varlıklı ailelerinden birinin kızıydı. Güzelliğiyle tüm dikkatleri üzerine çeken ve sosyetenin göz bebeği olan genç kızın hayatı, kalbini bir avukata kaptırmasıyla tamamen değişti. Dönemin Fransa'sında aristokrat aileler çocuklarının kendileri gibi soylu ve zengin kişilerle evlenmesini şart koşuyordu. Maddi durumu yetersiz görülen bir avukatla evlenmekte direten Blanche, ailesinin sert duvarına çarptı.

Aşkın Bedeli: Çatı Katında Başlayan Esaret

Kızının bu ilişkiyi bitirmemekte kararlı olduğunu gören anne Louise Monnier ve ağabey Marcel Monnier, ailenin sosyetedeki itibarını korumak adına korkunç bir planı devreye soktu. Bir tartışma esnasında öfke çılgınlığına dönen anne, Blanche'ı saçlarından sürükleyerek evin karanlık çatı katına çıkardı ve üzerine kapıyı kilitledi. Blanche, bunun birkaç saatlik geçici bir ceza olduğunu düşünse de aslında çeyrek asır sürecek esaretinin ilk adımı atılmıştı.

Zincirler, Pislik ve İskoçya Yalanı

Ertesi gün odaya elinde zincir ve kelepçelerle giren cani anne, kızını yatağa bağlayarak "Aşkından vazgeçmezsen burada çürürsün" tehdidinde bulundu. Genç kızın dış dünyayla bağını tamamen koparan aile, çevre eşrafın şüphelenmesini engellemek için akılalmaz bir yalana başvurdu. Blanche'ın ağzından sahte bir mektup kaleme alan anne Louise, kızının Fransa'yı terk ederek İskoçya'da yeni bir hayat kurduğunu yaydı. Yıllar geçtikçe Blanche; yıkanamadığı, yataktan kalkamadığı ve temel ihtiyaçlarını bile aynı yatakta gidermek zorunda kaldığı tek pencereli bir zindana mahkum edildi.

Dış Dünyayla Son Bağın Kopuşu

Esaretinin 8. yılında büyük bir risk alan Blanche, kendisine verilen yemek kabını ayağıyla pencereye fırlatarak camı kırmayı başardı ve dışarıya avazı çıktığı kadar bağırarak yardım istedi. Sesleri duyan komşuların kapıya gelmesi üzerine soğukkanlılığını koruyan anne Louise, kolunu çarptığını söyleyerek komşuları savuşturdu. Hemen ardından çatı katına çıkan anne, zindanın tek ışık ve hava kaynağı olan pencereyi tamamen tuğlayla ördürerek kızını mutlak bir karanlığa gömdü.

Aradan geçen uzun yılların ardından anne Louise, kızının yanına giderek aşık olduğu avukatın öldüğünü söylese de Blanche artık sadece tavana bakan, bilincini yitirmiş bir gölgeye dönüşmüştü. Aile duruma o kadar alışmıştı ki, evlilik tehlikesi ortadan kalkmasına rağmen genç kadını serbest bırakmayı akıllarından bile geçirmedi.

İhbar Mektubu ve Korkunç Manzara

Takvimler 1901 yılını gösterdiğinde, Paris Başsavcılığı'na kimliği belirsiz bir kişiden gelen gizemli bir ihbar mektubu ulaştı. Mektupta, Monnier ailesinin evinde açlık ve sefalet içinde kilitli tutulan bir kadından bahsediliyordu. Eve baskın düzenleyen polis ekipleri, çatı katının kapısını kırdıklarında ağır bir koku ve insanlık dışı bir manzarayla karşılaştı. Yaklaşık 25 kilo ağırlığına düşmüş, kemikleri sayılan, pislik ve çürümüş yatak artıkları içinde yaşayan 50 yaşlarında bir kadın buldular. Çeyrek asır sonra ilk kez insan gören Blanche, polislere boş gözlerle bakıyordu.

Adalet, İtibarın Çöküşü ve Acı Son

Hastaneye kaldırılan talihsiz kadının bu koşullarda hayatta kalması tıp dünyası tarafından mucize olarak nitelendirildi. Olayın tüm ülkede duyulmasının ardından gözaltına alınan anne Louise Monnier, sosyetedeki saygınlığını yitirmenin ve halkın nefretinin baskısına dayanamayarak nezarethanede geçirdiği kalp krizi sonucu öldü. Ağabey Marcel Monnier ise yargılama sonucu 15 yıl hapse mahkum edilse de akıl sağlığı yerinde olmadığı gerekçesiyle bir sanatoryuma yatırıldı.

Ömrünün en güzel 25 yılını karanlık bir odada geçiren Blanche Monnier, hayatının geri kalan 12 yılını hastanede şizofreni tedavisi görerek geçirdi. Hastanedeki ilk günlerinde vücuduna suyun değmesi ve temiz havayı içine çekmesiyle duyduğu mutluluğu dile getiren talihsiz kadın, 1913 yılında hayata gözlerini yumdu.

Detaylar videoda...

Muhabir: İSMET YASİN KAPLAN