İlk bakışta sıradan bir plastik şişe gibi görünüyor. Ancak içi suyla doldurulup çatının bir bölümüne yerleştirildiğinde, güneş ışığını evin içine taşıyan basit bir aydınlatma sistemine dönüşebiliyor. “Moser lambası” olarak bilinen bu yöntem, düşük maliyeti ve kolay uygulanabilmesi sayesinde 30’dan fazla ülkede kullanılıyor.
Özellikle penceresi az olan, doğal ışığın yeterince ulaşmadığı veya gündüz saatlerinde bile karanlık kalan alanlarda kullanılan sistem, elektrikli ampul yerine güneş ışığından yararlanıyor.
Plastik şişe nasıl lambaya dönüşüyor?
Sistemin çalışma mantığı oldukça basit.
Şeffaf bir PET şişe suyla dolduruluyor ve çatıda açılan uygun bir açıklıktan geçiriliyor. Şişenin üst bölümü çatının dışında kalırken alt bölümü iç mekâna doğru uzanıyor.
Güneş ışığı şişenin dışarıda kalan bölümüne ulaştığında plastik ve içindeki sudan geçiyor. Su, ışığın kırılmasına ve farklı yönlere dağılmasına yardımcı oluyor.
Böylece güneş ışığı yalnızca şişenin bulunduğu noktaya düşmek yerine odanın içerisine daha geniş bir alana yayılıyor.
Ortaya çıkan etki, özellikle gün içerisinde karanlık kalan alanlarda bir aydınlatma kaynağı gibi kullanılabiliyor.
Yöntemin adı nereden geliyor?
Bu basit sistem, Brezilyalı mekanikçi Alfredo Moser'in adıyla anılıyor.
Moser'in 2000'li yılların başında Brezilya'da yaşanan elektrik kesintileri döneminde bu fikri geliştirdiği belirtiliyor. Amaç, elektrik kullanmadan gündüz saatlerinde kapalı alanlara daha fazla ışık sağlayabilmekti.
Yöntemin en dikkat çekici tarafı ise pahalı ekipmanlara ihtiyaç duymamasıydı. Bir plastik şişe, su ve uygun bir çatı uygulamasıyla sistem kurulabiliyordu.
30’dan fazla ülkeye nasıl yayıldı?
Moser lambasının daha geniş kitlelere ulaşmasında Filipinler'de başlatılan “Liter of Light” projesinin önemli bir rolü oldu.
MyShelter Vakfı tarafından 2011 yılında başlatılan proje, plastik şişelerden yapılan basit güneş aydınlatma sistemlerini özellikle elektrik erişiminin sınırlı olduğu bölgelerde yaygınlaştırmayı hedefledi.
Projenin ilk 20 ayında Filipinler'de 150 binden fazla haneye ulaştığı, daha sonraki süreçte ise 15 ülkede yaklaşık 350 bin eve eriştiği aktarıldı.
Yöntem zaman içerisinde farklı ülkelerde uygulanmaya devam etti ve UNESCO kaynaklarında 30’dan fazla ülkeye yayıldığı kaydedildi.
Neden plastik şişe kullanılıyor?
Sistemin yaygınlaşmasının arkasında yalnızca çalışma prensibi değil, maliyeti ve erişilebilirliği de bulunuyor.
Plastik PET şişeler birçok yerde kolaylıkla bulunabiliyor ve yeniden kullanılabiliyor. Sistemin temelinde karmaşık elektronik parçalar veya elektrik bağlantıları bulunmaması da uygulamayı kolaylaştırıyor.
Özellikle doğal ışığın yetersiz olduğu alanlarda şu avantajları öne çıkıyor:
-
Gündüz saatlerinde elektrik tüketmeden aydınlatma sağlayabiliyor.
-
Kullanılmış plastik şişelerin yeniden değerlendirilmesine imkân tanıyor.
-
Pahalı aydınlatma ekipmanlarına ihtiyaç duymuyor.
-
Uygulama için gerekli malzemeler birçok bölgede kolayca bulunabiliyor.
-
Topluluklar sistemi kendi imkânlarıyla kurmayı öğrenebiliyor.
Su neden kullanılıyor?
Buradaki temel amaç şişeyi bir “ampul” haline getirmek değil, güneş ışığını dağıtmak.
Şişenin içerisindeki su, ışığın kırılmasına yardımcı oluyor. Güneşten gelen ışık suyun içerisinden geçerken yön değiştirerek çevreye dağılıyor.
Bu nedenle sistem, doğrudan güneş ışığının küçük bir noktaya ulaşmasından daha geniş bir alanın aydınlanmasına yardımcı olabiliyor.
Bazı uygulamalarda suyun içerisinde yosun oluşumunu ve zamanla bulanıklığı azaltmak amacıyla çok az miktarda klor veya çamaşır suyu kullanıldığı da belirtiliyor.
Her çatıya uygulanabilir mi?
Burada önemli bir ayrıntı bulunuyor: Sistemin mantığı basit olsa da çatıda rastgele delik açarak uygulanması güvenli değil.
Çatı üzerinde yapılacak herhangi bir değişiklik, yapının su yalıtımını ve taşıyıcı sistemini etkileyebilir. Bu nedenle uygulamadan önce çatının malzemesinin ve yapısının değerlendirilmesi gerekiyor.
Şişenin yerleştirileceği açıklığın uygun şekilde hazırlanması, şişenin sabitlenmesi ve çevresinin su geçirmeyecek biçimde yalıtılması önem taşıyor.

Aksi halde yağmur suyunun içeri girmesi veya çatıda zaman içerisinde hasar oluşması gibi sorunlar ortaya çıkabilir.
Ayrıca apartman ve bina yönetmelikleri de dikkate alınmalı. Özellikle ortak kullanım alanlarında çatıya müdahale edilmeden önce ilgili izinlerin ve kuralların kontrol edilmesi gerekiyor.
Basit fikir, küresel uygulama
Çatıya yerleştirilen su dolu plastik şişe, ilk bakışta oldukça sıradan bir çözüm gibi görünse de arkasındaki fikir basit bir fizik prensibine dayanıyor: Güneş ışığını su aracılığıyla kırıp daha geniş bir alana dağıtmak.
Moser lambasının yıllar içerisinde farklı ülkelerde kullanılmasının temelinde de bu sadelik yatıyor. Elektriğin veya modern aydınlatma sistemlerinin sınırlı olduğu bölgelerde, düşük maliyetli ve kolay erişilebilir malzemelerle gün ışığından yararlanma imkânı sunuyor.
Bu nedenle bugün çatıya yerleştirilen su dolu bir plastik şişe yalnızca geri dönüşüm fikrinin değil, aynı zamanda basit bir güneş aydınlatma teknolojisinin de örneği olarak değerlendiriliyor.
Bir Plastik Şişe, Bir Çift Gözlüğe Dönüşüyor: Ayda 1.500 Adet Satıyor






