Türk siyasi tarihinin en tartışmalı faili meçhul cinayetlerinden biri olan Kutlu Adalı suikasti, aradan geçen çeyrek asra rağmen gizemini koruyor. 1990'lı yılların "kurşun atan da yatan da şereflidir" anlayışıyla şekillenen kaotik ortamında gerçekleşen bu suikast, sadece yerel bir adli vaka değil, Türkiye derin devletinin Kıbrıs'taki uzantılarının bir sonucu olarak değerlendiriliyor.
Barnabas baskını ve tehdit süreci Cinayete giden sürecin fitili, 14 Mart 1996’da Aziz Barnabas Manastırı’na yapılan maskeli ve silahlı baskınla ateşlendi. Kutlu Adalı, bu baskını "Türkiye’den gelen bir ekibin gerçekleştirdiği planlı bir soygun" olarak nitelendirdi ve ekibin başında Abdullah Çatlı’nın olduğunu iddia etti. Bu yazılarının ardından Türk İntikam Tugayı imzalı mektuplarla tehdit edilmeye başlanan Adalı’nın koruma talebi, "personel yetersizliği" gerekçesiyle reddedildi.
Pusu ve tartışmalı delil toplama süreci 6 Temmuz 1996 gecesi, Lefkoşa’daki evinin önünde Uzi marka silahlarla çapraz ateşe tutulan Adalı, olay yerinde hayatını kaybetti. Cinayet sonrası yürütülen soruşturmada; olay yerinin çember altına alınmaması, parmak izi aramalarının yapılmaması ve balistik inceleme sonuçlarının açıklanmaması gibi ciddi ihmaller zayıf bir soruşturma yürütüldüğü iddialarını güçlendirdi. Dönemin yetkilileri suikastı "Rum kaynaklı bir terör eylemi" olarak nitelendirirken, dosya yıllarca rafa kaldırıldı.
Sedat Peker'in itirafları ve açılan yeni perde 2021 yılında Sedat Peker’in yayınladığı videolar, davanın seyrini tamamen değiştirdi. Peker, dönemin Emniyet Genel Müdürü Mehmet Ağır ve Korkut Eken’in kendisinden Kutlu Adalı’yı öldürmesini istediğini, bu iş için öz kardeşi Atilla Peker’i görevlendirdiğini iddia etti. Atilla Peker’in savcılığa giderek "Korkut Eken ile Kıbrıs’a gittik ve keşif yaptık" şeklindeki itirafları üzerine dosya yeniden açılsa da, dava geçtiğimiz dönemde tekrar zaman aşımı engeline takıldı.
Detaylar videoda...





