Türkiye'nin yakın tarihi; siyasi suikastlar, faili meçhul cinayetler ve küresel güçlerin operasyon alanına döndüğü karanlık 90'lı yılların yükünü taşımaya devam ediyor. Uğur Mumcu ve Adnan Kahveci gibi isimlerin peş peşe hayatını kaybettiği 1993 yılının en büyük kırılma noktalarından biri de şüphesiz Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis’in şüpheli bir uçak kazası sonucu şehit düşmesi oldu. Ölümünün üzerinden onlarca yıl geçmesine rağmen, Türk milleti onun dürüstçe görevini yaparken küresel bir suikastın hedefi olduğuna inanıyor.
Kıbrıs Kahramanlığından Jandarma Genel Komutanlığına
1 Nisan 1933’te Malatya’da doğan Eşref Bitlis, Türk Silahlı Kuvvetleri bünyesinde başarılarla dolu bir kariyer inşa etti. 1974 yılındaki Kıbrıs Barış Harekâtı’nda albay rütbesiyle kritik görevler üstlenen ve adadaki Türklerin güvenliğinde önemli rol oynayan Bitlis, 1990 yılına gelindiğinde orgeneralliğe yükselerek Jandarma Genel Komutanlığı koltuğuna oturdu. Ancak onun bu makamdaki kararlı duruşu, özellikle bölgede konuşlu bulunan Amerikan "Çekiç Güç" kuvvetlerini ve onların yerel planlarını fena halde rahatsız edecekti.
Amerika'yı Sarsan Gizli Rapor ve Sabotaj Girişimi
Eşref Bitlis, Kuzey Irak’ta bir Kürt devleti kurulmasının Türkiye’nin toprak bütünlüğüne büyük zarar vereceğini savunuyordu. Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal'ın isteği üzerine 22 Mart 1992'de hazırladığı raporda adeta bomba etkisi yaratacak ifadelere yer verdi. Bitlis; Çekiç Güç bünyesindeki bazı komutanların Amerika ile iş birliği yaparak PKK’ya silah, ses ve görüntü desteği sağladığını kanıtlarıyla ortaya koydu. Ayrıca devlet içindeki bazı unsurların terörden rant sağladığını ve Güneydoğu'daki bazı iş adamlarının PKK adına kaçakçılık yaptığını raporladı.
Çözüm olarak bölge halkına şefkatle yaklaşılması gerektiğini belirten ve terör örgütünün lojistik ağını kesen Bitlis, ilk büyük tehlikeyi 1992 yılında yaşadı. Özal'ın bu gizli raporu Amerikalı yetkililerle paylaşmasının hemen ardından, Irak’ın kuzeyinde Eşref Bitlis’in içinde bulunduğu helikopter Amerikan jetleri tarafından taciz edilerek zorla inişe zorlandı.
5 Dakika Sonra Gelen Ölüm: Olay Yerinde Kaybolan Çanta
Takvimler 17 Şubat 1993’ü gösterdiğinde, Eşref Bitlis ve kurmay kadrosu Diyarbakır’a gitmek üzere Ankara Güvercinlik Askeri Havaalanı’ndan kalkış yaptı. Uçak havalandıktan yalnızca 5 dakika sonra pilotlar "motor arızası" anonsu yaptı ve uçak Yenimahalle Postane Merkezi'nin bahçesine çakılarak alev aldı. Kazada Orgeneral Eşref Bitlis ile birlikte Albay Fahir Işık, Binbaşı Yaşar Eriyent, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve Başçavuş Emin Öner şehit oldu.
Olayın hemen ardından askeri yetkililer enkaz alanına ulaştı. Ancak çok çarpıcı bir iddiaya göre; Bitlis Paşa’nın yanında taşıdığı, içinde Kürt sorununun bölgesel çözüm planları, uyuşturucu trafiğini yöneten hainlerin listesi ve Amerika’nın gizli tarikat faaliyetlerinin belgelerinin bulunduğu o meşhur çanta gizlice alınarak ortadan kayboldu.
"Buzlanma" Tezi Nasıl Çürüdü?
Dönemin Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, kazanın hemen ardından uçağın "motordaki buzlanma" nedeniyle düştüğünü iddia etti ve bu tezi ısrarla savundu. Ancak şehit pilot Tuğrul Sezginler’in avukatı Nusret Senem’in uçağın üretici Amerikan firmasıyla yaptığı yazışmalar gerçeği ortaya çıkardı. Firma, uçağın eksi 60 dereceye kadar dayanıklı olduğunu ve buzlanmayı anında çözen otomatik sistemlere sahip olduğunu bildirdi.
Gerçek sabotaj ihtimalini ise dönemin basın organları yazdı: Askeriyenin içine sızdırılmış güvenilir bir el vasıtasıyla uçağın yakıt deposuna kimyasal bir madde konulmuş, uçak havalandıktan sonra motora giden borular tıkanarak motorun durması sağlanmıştı.
17 Yıl Sonra Gelen İtiraf: "4 Generalin Emriyle Raporu Değiştirdik"
Suikastın üzerindeki sis perdesi 2010 yılında bir albayın itiraflarıyla yeniden aralandı. O dönem Etimesgut Havaalanı'nda görevli olan ve kazayı inceleyen emekli albay, sabotajı açıkça belgeleyen asıl raporlarının askeri hiyerarşi içinde baskıyla değiştirildiğini itiraf etti: "Biz uçuş yapılamaz raporu vermiştik. Kazadan sonra gerçeği yazan bir rapor hazırladık ancak önümüze bambaşka bir sonuç koydular. Karşımızda duran 4 generalin emriyle yalan raporu imzalamak zorunda kaldık. O rapor değişmeseydi birçok komutan görevden alınacaktı, aksine hepsi terfi ettirildi."
Bu sarsıcı itirafın ardından Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturmayı yeniden açsa da uçağın hurdalarının çoktan satılmış olması ve delil yetersizliği gerekçe gösterilerek dosya 2016 yılında "zaman aşımı" sebebiyle kapatıldı. Tıpkı ekibinde yer alan ve daha sonra suikastlara kurban giden Bahtiyar Aydın gibi, Eşref Bitlis’in şüpheli ölümü de devletin karanlık dehlizlerinde aydınlatılamayan bir sır olarak kaldı.
Detaylar videoda...





