Tarih sayfalarında kimine göre "Zalim bir Barbar", kimine göre ise "Eşsiz bir Askeri Deha" olarak nitelendirilen Emir Timur, 1336 yılında Maveraünnehir topraklarında dünyaya geldi. Barlas aşiretinden sıradan bir ailenin çocuğu olarak başlayan hayatı, dünya tarihini kökten değiştirecek bir "Tanrı Kral" imgesine dönüştü. Edgar Allan Poe’nun "insan olduğuna hayıflanan bir tanrı kral" olarak tanımladığı Timur, 35 yıllık hükümdarlığı süresince sınırları Çin’den Akdeniz’e uzanan dev bir imparatorluk kurdu.
Aksak Timur’un Yükselişi Timur’un tarih sahnesine çıkışı, Batı Çağatay Hanlığı’ndaki siyasi karmaşa dönemine rastlar. Katıldığı bir mücadelede kolundan ve bacağından yaralanarak sakat kalması, ona düşmanları tarafından "Timurleng" (Aksak Timur) adının verilmesine neden oldu. Ancak bu fiziksel engel, onun stratejik zekasının önüne geçemedi. 1370 yılında Semerkant’ta tahta oturan Timur, kısa sürede parçalanmış Türkistan topraklarını birleştirerek yeniden ayağa kaldırdı.
Askeri Strateji ve Psikolojik Harp Timur’u dönemindeki diğer komutanlardan ayıran en büyük özellik, propaganda ve psikolojik harbi mükemmel kullanmasıydı. Casusları aracılığıyla düşman ordularının moralini bozar, disiplinli ordusu ve lojistik yetenekleriyle imkansız görülen fetihleri gerçekleştirirdi. Nizamüddin Şami gibi tarihçiler onun zekasını "dünyayı gösteren parlak bir ayna"ya benzetirken; düşmanlarına karşı uyguladığı "kelle avı" ve "insanları diri diri gömme" gibi taktikler, tarih boyunca büyük eleştirilere maruz kalmasına neden oldu.
Yıldırım Bayezid ile Devlerin Karşılaşması Fetih tutkusu Timur’u batıda Osmanlı Devleti ile karşı karşıya getirdi. Çin seferine çıkmadan önce arkasında güçlü bir tehdit bırakmak istemeyen Timur, Yıldırım Bayezid ile Ankara’nın Çubuk Ovası’nda 1402 yılında karşılaştı. İki Müslüman hükümdar arasındaki mektuplaşmalardaki sert üslup, savaşı kaçınılmaz kıldı ve Ankara Savaşı, Osmanlı için ağır bir yenilgi, Türk tarihi için ise büyük bir fetret dönemiyle sonuçlandı.
Çelişkilerle Dolu Bir Kişilik Emir Timur, kaynaklarda bir yandan torunlarını seven, dostlarına sadık ve müşfik bir aile reisi olarak anlatılırken; diğer yandan milyonlarca insanın ölümünden sorumlu tutulan gaddar bir komutan olarak resmedilir. Bu derin çelişki, tarihçiler tarafından hala tartışılmaya devam etmektedir.
Kendi deyimiyle "Yıldızların kaderini tayin eden" bu Cihangir, kral oğlu olmamasına rağmen, 1405 yılında hayatını kaybettiğinde geride tarihin gördüğü en büyük ve en güçlü imparatorluklardan birini bıraktı.
Detaylar videoda...





