Dünya gündemi pek çok olayla sarsılırken, aynı kanı taşıyan, aynı tarihi yaşayan milyonlarca insanın öz yurdunda maruz kaldığı sistematik baskı, yeteri kadar ses getiremiyor. Doğu Türkistan, bugün Çin'in teknolojik imkanlarla donatılmış dijital gözetim ağları ve "eğitim merkezi" adı verilen toplama kampları ile bir açık hava cezaevine dönüştürülmüş durumda.
Stratejik Konum ve Yeraltı Zenginlikleri Doğu Türkistan, sadece bir coğrafi bölge değil; kömür, petrol ve doğalgaz rezervleriyle Çin ekonomisinin can damarlarından biri. Pekin'den Londra'ya uzanan İpek Yolu'nun kilit noktası olması, bölgeyi Çin için vazgeçilmez kılıyor. Ancak bu zenginlik, bölgenin asıl sahibi olan Uygur, Kazak ve Kırgız Türkleri için bir zulüm gerekçesine dönüştürülmüş durumda. Çin’in kömür rezervine %40 katkı sağlayan bu topraklar, aynı zamanda nükleer denemelerin de merkezi haline getirilmiş.
Dijital Gözetim ve "1984" Gerçekliği George Orwell’ın "1984" romanındaki kurgusal dünya, bugün Doğu Türkistan’da bizzat yaşanıyor. Kamerasız sokağın olmadığı, camilerin ve okulların 24 saat izlendiği bölgede, Türklerin telefonları rutin olarak kontrol ediliyor. Dini veya milli bir içerik bulunması, toplama kamplarına gönderilmek için yeterli bir sebep sayılıyor. DNA örneklerinin toplanması, yüz tanıma ve hatta yürüyüş stillerinin kaydedilmesi gibi akıl dışı yöntemlerle halk tam bir kontrol altında tutuluyor.
Toplama Kampları: Bir Beyin Yıkama Merkezi 2016 yılından itibaren sayısı artan "yeniden eğitim merkezleri", aslında Türk kimliğini ve İslam inancını yok etmeyi amaçlayan asimilasyon mekanizmaları olarak işliyor. Sayısı 2 milyonu bulduğu tahmin edilen bu kamplarda; anadilin yasaklanması, domuz eti yemeye zorlama ve dini vecibelerin engellenmesi gibi pek çok insanlık dışı uygulama yürütülüyor. Çinli yetkililer bu merkezleri dünyaya "mesleki eğitim yuvası" olarak pazarlamaya çalışsa da, buralardan çıkan tanıkların ifadeleri gerçeğin çok daha karanlık olduğunu gösteriyor.
Kendi Vatanında Azınlık Olmak Çin’in uzun vadeli hedefi, bölgeye Han Çinlilerini yerleştirerek Türk nüfusunu kendi yurdunda azınlık durumuna düşürmek. "Uygur" isminin ön plana çıkarılması ise dünyadaki tüm Türklerin birleşme hedefi olan Turan şuurunu kırmak ve bölgeyi Türklük bağlamından koparmak için yürütülen bir politika olarak değerlendiriliyor.
Binlerce yıl önce Bilge Kağan’ın Orhun Yazıtları’nda uyardığı o "tatlı sözlü, kıymetli hediyeli" Çin politikası, bugün modern dünyanın gözleri önünde bir milletin kimliğini yok etmeye çalışıyor. Doğu Türkistan halkı, özgürlükleri ve haysiyetleri için direnmeye devam ederken, dünya bu sessiz çığlığa kulak vermeyi bekliyor.
Detaylar videoda...
