Dünya gündeminden düşmeyen ve insanlık dramlarına sahne olan İsrail-Filistin çatışması, aslında yüzyıllar öncesine dayanan dini, siyasi ve stratejik bir komplonun yansıması olarak görülüyor. Bir zamanlar Hitler’in zulmünden kaçarak "Siz umutlarımızı yok etmeyin" pankartlarıyla Filistin kıyılarına sığınanların, bugün aynı topraklarda savaş ahlakından yoksun bir katliamın öznesi haline gelmesi tarihin en trajik ironilerinden birini oluşturuyor.
Sürgün ve Üstünlük İnancı Yahudilerin sürgün hikayesi, Roma döneminde Kudüs’te Hz. İsa’ya yapılan ihanet ve ardından gelen dağılma ile başladı. Yüzyıllar boyunca gittikleri hiçbir yerde tam kabul görmeyen Yahudi topluluklarının temelinde, kendilerini diğer ırklardan üstün görme inancının (Kabala ve değiştirilmiş Tevrat yorumları) yattığı iddia ediliyor. Bu inanç, çocukluktan itibaren aşılanan bir "düşmanlık" ve "seçilmişlik" algısıyla modern İsrail’in kuruluş felsefesini şekillendirdi.
Osmanlı’da Refah ve Abdülhamid’in Reddi İlginçtir ki Yahudiler, tarihin en huzurlu dönemlerini Osmanlı İmparatorluğu çatısı altında yaşadılar. Fatih Sultan Mehmet’ten itibaren tanınan ayrıcalıklarla ekonomik ve sosyal hayatta zirveye ulaştılar. Ancak 19. yüzyılın sonunda Theodor Herzl’in "vadedilmiş topraklar" vizyonuyla II. Abdülhamid’e sunduğu "borçları ödeme karşılığında toprak" teklifi, padişah tarafından kesin bir dille reddedildi.
İngiliz Oyunu ve Parçalanan Topraklar Osmanlı’nın zayıflamasıyla devreye giren İngiltere, 1917 Balfour Deklarasyonu ile Filistin’de bir Yahudi devleti kurulmasına destek sözü verdi. Şerif Hüseyin üzerinden başlatılan Arap Ayaklanması ile Osmanlı bölgeden tasfiye edilirken, Filistin İngiliz mandasına girdi. 1948 yılında Birleşmiş Milletler’in kararıyla toprakların ikiye bölünmesi, İsrail’in bağımsızlığını ilanı ve ardından gelen savaşlar, Filistin halkı için bitmek bilmeyen bir sürgün ve ölüm sürecini başlattı.
Genişleyen Sınırlar ve Gazze Kuşatması 1967’deki 6 Gün Savaşları ile topraklarını dört katına çıkaran İsrail, uluslararası toplumun "çekil" çağrılarına kulak asmadı. 1993 Oslo Anlaşmaları ve 2005 Gazze’den çekilme kararı barış umutlarını yeşertse de; İsrail Gazze’nin hava, deniz ve kara sınırlarını kontrol altında tutarak bölgeyi dünyanın en büyük açık hava hapishanesine çevirdi.
Nihai Hedef: Mescid-i Aksa İddialara göre İsrail’in nihai amacı, Müslümanların kutsalı Mescid-i Aksa’yı yıkarak yerine Süleyman Tapınağı’nı inşa etmektir. "Yık, böl ve yönet" anlayışıyla hareket eden güçler, bugün çocukların dahi dahil edildiği bu savaşla sadece toprakları değil, insanlık onurunu da yok ediyor.
İsrail ve Filistin arasındaki bu kanlı mücadele, sadece bir toprak savaşı değil, bir insanlık, adalet ve barış sınavı olarak tarihteki yerini alıyor. Tek dilek, bu trajedinin bir an önce sona ermesi ve bölge halkının huzura kavuşmasıdır.
Detaylar videoda...