Yurttan

Derin Devletin Dününde ve Bugününde Ne Var ?

Osmanlı’dan günümüze uzanan geniş bir tarihi geçmişi olan derin devletin gerçekleri bu özel haberde...

Abone Ol

"İstanbul ne kadar yukarıdaysa Ankara o kadar derindedir." Devletin bizzat kendisinin derin bir hukuki varlık olduğunu savunan görüşlerin yanı sıra, derin devlet kavramı resmi yapıların arkasında çok daha gizli, örtülü ve anayasa dışı bir tahakküm biçimi olarak kabul edilir. Sivil ve demokratik gözetimin yetersiz kaldığı, yürütme organlarının yetkilerini kötüye kullandığı kriz dönemlerinde daha net ortaya çıkan bu yapılanmalar, meşru yönetimlerin üzerinde gizli bir güç odağı haline gelir. Dünyada Gladyo, Rüzgâr Gücü veya Süpernato gibi farklı isimlerle anılan bu yapılar, özellikle Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde en çok tartışılan konuların başında yer alır.

Geleneğin Kökeni: Hafiye Teşkilatı ve Teşkilat-ı Mahsusa

Anadolu topraklarında derin devlet geleneğinin ilk sistemli adımları Osmanlı İmparatorluğu döneminde, Sultan II. Abdülhamid tarafından atılmıştır. Abdülhamid’in kurduğu "Hafiye Teşkilatı", muhalifleri takip etmek ve yönetime karşı planlanan hamleleri bertaraf etmek amacıyla kurulan ilk örtülü yapılardan biri kabul edilir.

Hafiye Teşkilatı'nın zayıflamasıyla sahneye çıkan İttihat ve Terakki Cemiyeti ise 1913 yılında Osmanlı'nın ilk resmi istihbarat örgütü olan "Teşkilat-ı Mahsusa"yı Savaş Bakanlığı bünyesinde kurmuştur. Devlet politikalarının gizli ve sert uygulamalarında kritik roller üstlenen bu yapı, zamanla yerini deşifre edince tasfiye sürecine girmiştir.

Cumhuriyet Dönemi ve Soğuk Savaş İklimi: MAH ve Özel Harp Dairesi

Cumhuriyet'in ilanının ardından, Genelkurmay Başkanı Mareşal Fevzi Çakmak’ın girişimleriyle 1927 yılında Türkiye Cumhuriyeti'nin ilk istihbarat teşkilatı olan Milli Amele Hizmetleri (MAH) kurulmuştur. MAH, 1965 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) kurulana kadar ülkenin iç ve dış istihbarat yükünü taşımıştır.

Soğuk Savaş dönemine girilmesiyle birlikte, özellikle ABD'nin önerisi ve NATO/CIA iş birliğiyle "Seferberlik Tetkik Kurulu" hayata geçirilmiştir. Zamanla "Özel Harp Dairesi" adını alan bu yapı, batı bloğu içindeki konumun korunması ve komünizmle mücadele gerekçesiyle ülkedeki gizli servis faaliyetlerinin merkezi haline gelmiştir. 1970'li yılların kanlı iç çatışma koşullarında, komando kamplarında eğitilen kadrolar ve kontragerilla yapılanmaları siyasi suikastlar ve kitle katliamları (1 Mayis 1977, Kahramanmaraş Katliamı) gibi olaylarda sarsıcı roller üstlenmiştir.

Doğu'nun Gölgesi: JİTEM ve İtirafçılar Krizi

1980'li yıllarda PKK'nın silahlı terör eylemlerine başlaması, askeri istihbaratta yeni bir organizasyonu tetiklemiştir. Hulusi Sayın'ın kurmay başkanlığı döneminde geliştirilen ve Kürtçe konuşabilen yerel unsurlarla güçlendirilen Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) birimi, Güneydoğu'daki terörle mücadele sürecine paralel bir gelişim izlemiştir. Kurucuları arasında Cem Ersever, Arif Doğan ve Veli Küçük gibi isimlerin zikredildiği JİTEM, zaman içinde bünyesine kattığı terör örgütü itirafçılarının başıboş kalması ve kontrol dışı yasa dışı faaliyetlere (faili meçhul cinayetler, kaçakçılık) karışmasıyla büyük bir kriz ve tartışma kaynağına dönüşmüştür.

Milat: Susurluk Kazası ve Deşifre Olan İlişkiler

1990'lı yıllarda zirveye ulaşan faili meçhul cinayetler ve bombalama eylemleri, derin devlet tartışmalarını bir daha kapanmamak üzere açmıştır. 3 Kasım 1996’da Balıkesir’in Susurluk ilçesinde meydana gelen trafik kazası, derin devletin adeta resmi kanıtı niteliğindedir. Aynı lüks otomobilin içinde bir milletvekili (Sedat Bucak), bir emniyet müdürü (Hüseyin Kocadağ) ve kırmızı bültenle aranan bir firarinin (Abdullah Çatlı) bir arada bulunması, devlet-siyaset-mafya üçgenini deşifre etmiştir. 28 Şubat sürecinin hemen öncesinde yaşanan bu kaza, geniş çaplı toplumsal eylemlere ve hükümet krizlerine zemin hazırlamıştır.

Hayali Senaryolar ve Ergenekon Kumpası

2008 yılına gelindiğinde ise Türkiye yakın tarihinin en karmaşık hukuki süreçlerinden biri başlamıştır: Ergenekon Davası. Kendini doğrudan derin devlet olarak tanımlayan gizli bir örgüt iddiasıyla açılan bu dava; emekli askerleri, gazetecileri ve siyasetçileri aynı torbaya koyarak devasa bir tutuklama dalgası yaratmıştır.

Ancak soruşturma sürecinde adli tıp ve hukukun en temel kuralı olan "delilden sanığa gitme" ilkesi çiğnenmiş, birbirleriyle tamamen alakasız kişiler düşsel bir örgüte dayandırılarak suçlanmıştır. Kanun uygulayıcıların içine sızmış bazı odakların ürettiği sahte deliller ve kamuoyuna sızdırılan manipülatif materyaller, davanın tamamen bir komplo teorisi ürününe dönüşmesine yol açmıştır. Hayali senaryolar üzerine inşa edilen bu kumpas süreci, yüzlerce masum insanın hayatını karartırken; asıl derin devlet unsurlarının gizlenmesine ve gerçek yasa dışı yapılanmaların perdelenmesine hizmet etmiştir.

Detaylar videoda...