Osmanlı sonrası ilk kırılma ve Hatay meselesi
Türkiye ile Suriye’nin komşuluk ilişkileri, Birinci Dünya Savaşı’nın ardından haritaların yeniden çizilmesiyle sancılı bir süreçte başladı. Arap dünyası genelinde ve özel olarak Suriye ile ilişkilerin temelinde, geçmişten gelen tarihi bagajlar önemli bir rol oynadı. Arap milliyetçilerinin Osmanlı idaresindeki anıları ve Türkiye’nin Fransız mandası altındaki İskenderun Sancağı’na yönelik politikaları, diplomatik ilişkileri ilk günden itibaren gergin bir hatta taşıdı.
Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün "şahsi meselem" olarak nitelediği Hatay’ın bağımsızlık mücadelesi ve ardından meclis kararıyla Türkiye Cumhuriyeti’ne katılması, Suriye tarafından hiçbir zaman resmen kabul edilmedi. Suriye, uzun yıllar boyunca resmi haritalarında Hatay’ı kendi toprağı olarak göstermeye devam ederek bu krizi Soğuk Savaş yıllarına taşıdı.
Soğuk Savaş dönemi ve su anlaşmazlıkları
Soğuk Savaş’ın kutuplaşmış atmosferinde Türkiye batı ittifakında ve NATO safında yer alırken, Suriye 1950'li yıllardan itibaren Sovyetler Birliği ile yakın ilişkiler kurdu. Bu ideolojik ayrışma, sınır hattında askeri hareketlilikleri ve diplomatik krizleri beraberinde getirdi. 1970'li yıllara gelindiğinde ise gerilimin merkezine "su" oturdu. Türkiye’nin Fırat Nehri üzerinde inşa ettiği Keban Barajı ve ardından Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) kapsamında hayata geçirdiği Karakaya Barajı, Suriye’de suyun azalacağı endişesini doğurdu ve iki ülke arasındaki ilişkileri kopma noktasına getirdi.
Terör krizi ve Adana mutabakatı
İlişkilerin en büyük kırılma noktalarından biri Suriye yönetiminin terör örgütü PKK'ya ve elebaşına yataklık etmesi oldu. 1980'lerden 1990'ların sonuna kadar devam eden bu süreç, Türkiye’nin sabrını taşırdı. Türk askeri ve siyasi kanadından gelen sert ihtarlar, sınır hattındaki askeri tahkimat ve verilen net notalar üzerine Suriye geri adım atmak zorunda kaldı. Terör elebaşının sınır dışı edilmesiyle sonuçlanan bu askeri ve diplomatik kararlılık, imzalanan Adana Mutabakatı ile iki ülkeyi savaşın eşiğinden döndürdü.
"Sıfır sorun" politikasından vizelerin kaldırılmasına
2000'li yılların başı, Türkiye-Suriye ilişkilerinde adeta ezber bozan bir dönemi başlattı. Ahmet Necdet Sezer’in Hafız Esad’ın cenazesine katılmasıyla başlayan yumuşama, AK Parti hükümetinin "komşularla sıfır sorun" ve ekonomik entegrasyon stratejisiyle zirveye ulaştı. Beşar Esad’ın Türkiye’ye gerçekleştirdiği tarihi ziyaretler ve akabinde karşılıklı vizelerin kaldırılması, sınırları adeta sembolik hale getirdi. Ticaret hacminin milyarlarca dolara ulaştığı, liderlerin ailece görüştüğü bu dönem, asırlık krizlerin tamamen geride kaldığı izlenimini doğurdu.
Arap Baharı ve iç savaşın getirdiği mülteci krizi
2010 yılında Tunus’ta başlayıp tüm Ortadoğu’yu saran Arap Baharı dalgası, Suriye’ye ulaştığında dengeler altüst oldu. Halkın reform ve özgürlük taleplerine Beşar Esad rejiminin sert askeri müdahalelerle karşılık vermesi, Suriye’yi geri dönülemez bir iç savaşa sürükledi. Türkiye’nin tüm arabuluculuk ve reform çağrılarına rağmen şiddetin dozu düşmeyince köprüler tamamen atıldı.
İç savaşla birlikte Türkiye, tarihinin en büyük kitlesel göç dalgalarından biriyle karşı karşıya kaldı. "Açık kapı" politikasıyla başlayan süreçte milyonlarca Suriyeli Türkiye’ye sığındı. Sınır ihlalleri, Türk jetinin düşürülmesi ve Reyhanlı saldırısı gibi güvenlik krizleriyle sarsılan süreç, Türkiye için sadece bir dış politika meselesi olmaktan çıkıp, milyarlarca dolarlık ekonomik yükü, sosyal ve kültürel etkileriyle ülkenin en önemli iç gündem maddelerinden biri haline geldi.
Detaylar videoda...





