Türkiye'nin yakın tarihinin en karanlık dönemlerinden biri olan 1990'lı yıllar; faili meçhul cinayetler, derin devlet yapılanmaları ve yeraltı dünyasının hesaplaşmalarıyla hafızalara kazındı. Bu dönemin merkezinde, akıllarda binlerce soru işareti bırakan tek bir isim vardı: "Terminatör", "Sakallı", "Ahmet Demir" ve "Metin Atmaca" gibi birçok lakap ve sahte kimlik kullanan, hafızalara ise en çok "Yeşil" kod adıyla kazınan Mahmut Yıldırım.
Askerlikten İstihbarat Dünyasına İlk Adım
1953 yılında Bingöl'de dünyaya gelen Mahmut Yıldırım'ın devletle olan ilk teması, 1973 yılında Bingöl Genç İlçe Jandarma Komutanlığı bünyesinde çalışmasıyla başladı. Kısa süre sonra 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı'na asker olarak katılan Yıldırım, savaş esnasında gösterdiği gözü karalık ve cesaretle dikkatleri üzerine çekti. Askerlik görevini tamamladıktan sonra, 1975 yılında Milli İstihbarat Teşkilatı'ndan (MİT) gelen bir davet mektubuyla istihbarat dünyasına resmen adım attı.
MİT bünyesinde sızma operasyonlarında görev alan Yıldırım'ın, radikal örgütlerin ve çeşitli siyasi oluşumların içerisine sızdığı bilinmektedir. Bu gizli kimliğini kamufle etmek amacıyla bir süre Elazığ Etibank Ferro Krom tesislerinde sivil olarak "puantör" kadrosunda çalıştı. Ancak operasyonlarda kurallara uymayan, disiplin dışı ve doğaçlama hareketleri sebebiyle zaman zaman güvenlik güçleriyle sürtüşmeler yaşadı. Bu uyumsuzlukların ardından MİT, 1989 yılında Mahmut Yıldırım ile olan ilişkisini tamamen kesti.
JİTEM Dönemi ve "Yeşil" Kod Adının Doğuşu
MİT'ten ayrılan Yıldırım, o dönem Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da terörle mücadele amacıyla kurulan Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele (JİTEM) bünyesine dahil oldu. JİTEM’in kurucusu olduğu iddia edilen Arif Doğan, yeşilin namını duyduktan sonra onu birime kazandırmak istemiş ve yapılan görüşmenin ardından Mahmut Yıldırım sivil kadrodan JİTEM için çalışmaya başlamıştır.
Oğlunun yıllar sonra verdiği röportajlara göre, operasyonlar nedeniyle senede sadece bir kez eve uğrayan ve her görev sonrasında aşırı zayıflayan Yıldırım, bölgede terör örgütü militanı gibi giyinerek aralarına sızma faaliyetleri yürütüyordu. Operasyonlar sırasında arazideki diğer güvenlik güçleri tarafından teröristlerden ayırt edilebilmek için boynuna yeşil bir fular takıyordu. Hafızalara kazınan "Yeşil" kod adı da işte bu fular takma alışkanlığından doğdu. Tunceli bölgesinde uzun süre faaliyet göstermesi ve halk tarafından deşifre olması üzerine buradaki insanlar da kendisine "Sakallı" lakabını takmıştı.
Cem Ersever Suikastı ve Şaibeli Para Trafiği
Yeşil, bölgede faaliyet yürütürken terör örgütüne haraç ve yardım sağlayan bazı iş insanlarından, örgüt militanı gibi davranarak veya devletin caydırıcı gücünü kullanarak devasa paralar topladığı iddialarıyla da anıldı. Bu paraların şahsi hesabına mı yoksa örtülü operasyonlara mı aktarıldığı hiçbir zaman netleşmedi.
Dönemin kilit askeri figürlerinden JİTEM Komutanı Cem Ersever ile de yakın çalışan Yeşil'in adı, bölgedeki birçok faili meçhul infazla birlikte anılmaktaydı. Cem Ersever, JİTEM'den ayrılıp gazeteci Soner Yalçın'a derin devletin karanlık operasyonlarını anlatmaya başladıktan kısa bir süre sonra elleri arkadan bağlı ve başından vurulmuş halde ölü bulundu. Cinayetin arkasındaki sır perdesi aralanamamış olsa da, Ersever'i susturan isminin Yeşil olduğu iddiaları hep yüksek sesle konuşuldu.
Öcalan'a Suikast Girişimi ve Susurluk Kazasıyla Gelen Kayboluş
Namının giderek daha şaibeli hale gelmesi üzerine Diyarbakır'dan alınarak Ankara'ya çekilen Yeşil, yurt içinde operasyon kabiliyetini yitirince yurt dışı görevlerine yönlendirildi. 1990'lı yılların ortasında terör örgütü elebaşı Abdullah Öcalan'ı etkisiz hale getirmek üzere Suriye'nin başkenti Şam'a gönderildi. Ancak düzenlenecek büyük suikast sabote edildi; operasyondan haberdar olan terörist başı son anda yer değiştirdi. Bilgi sızıntısının kim tarafından yapıldığı hiçbir zaman çözülemedi ve bu başarısızlık yeşili derin bir depresyona sürükledi.
Suriye dönüşünün ardından, 3 Kasım 1996'da Türkiye'yi sarsan Susurluk kazası meydana geldi. Devlet, siyaset ve mafya üçgenini ifşa eden bu kazada aralarında Abdullah Çatlı'nın da bulunduğu isimler hayatını kaybetti. İddialara göre kazadan hemen önce Çatlı'ya suikast düzenlemesi için bölgeye gönderilen isim yine Yeşil'di. Susurluk skandalının patlak vermesi ve derin ilişkilerin ortalığa dökülmesinin ardından Mahmut Yıldırım, 1996 yılında aniden ortadan kayboldu.
O günden bu yana kendisinden hiçbir haber alınamayan Yeşil'in infaz mı edildiği, yoksa yüzünü değiştirerek başka bir ülkede yaşamına devam mı ettiği sorusu, Türkiye'nin faili meçhuller tarihinin en büyük gizemi olarak kalmaya devam ediyor. Dönemin tüm günahlarının üzerine yıkıldığı bir "günah keçisi" olarak nitelendirilen Yeşil, konuşmadığı için 90'lı yılların karanlık sırları da onunla birlikte kayıplara karıştı.
Detaylar videoda...