Isparta Keçiborlu’ya bağlı Senir Kasabası’nın 800 yıllık geçmişi, Kara Senir boyunun izleri ve Anadolu’nun Türkleşme sürecindeki rolü bu yazıda. Unutulmuş bir tarihin izini keşfedin.

Bugün Keçiborlu ilçemize bağlı kasaba olan Senir bölgemizdeki ilk Türkleşmede en önemli isimlerden birisidir. Öyle ki Senir gibi adında hali hazırda milli ruhu yaşatan ve öz kimliğini koruyabilmiş coğrafyalara sahip çıkmalıyız.

Sahiplikten kastım tarihini, kültürünü ve değerlerini koruyabilmek adına bilinç kazandırmaktır.

Senir Kasabası bölgenin Türkleşmesinden bu yana adını koruyabilmiş nadir yerlerdendir.

Anadolu Selçuklu Devletinin kurucusu Süleyman Şah Malazgirt’ten sonra Konya, Kayseri, Niğde, Ankara civarını 1074 yılında ele geçirdi. 1074 yılında da ilk kez Uluborlu ele geçirilmiştir.

William Ramsay Uluborlu’nun 1076 yılında ele geçtiğini söylese de takribi 1074-76 yıllarında Uluborlu ve çevresi kontrol altındaydı. 1097 sonunda bu kontrol elden çıkacaktır.

Haçlı seferlerinden faydalanmak isteyen Türkmenler Mersin ve Antalya hudutlarından kısmi aldıkları yerleri 1148 de geri vermek zorunda kalmıştır.

İlerleyen yıllarda da bu bölgelerde konar-göçerlik yapan Türklerin hakimiyeti Miryokefalon ile sağlanmış, Türkmenlerin 1182 Uluborlu’yu almasıyla bölge kalıcı Türkleşmiştir.

İşte bu süreçte 2.Kılıçarslan’a bağlı Türkmenlerin fetih alanlarında yer alan bu coğrafya Kılıç Köyü’ne adının verildiği düşünülmekte olup Senir’in de bu tarihler itibariyle 1182 yılında kesin kez alındığını düşünebiliriz.

Yani 1182 yılları itibariyle bugünkü Senir’e Türkler yerleşmiştir.

Peki nedir? Kimdir bu Senir?

Türkolog Clauson, eserinde "seŋir" kelimesinin 8. yüzyıldan beri kullanıldığını ve Orta Asya toponimisinde sıkça karşılaşılan bir isim olduğunu belirtmektedir.

Kaşgarlı Mahmut da Senir, "Barsgan yakınlarında bir yerin adı" olarak geçmektedir. Barsgan, günümüzde Kırgızistan sınırları içerisinde, Isık Göl'ün güney kıyısında bulunan tarihi bir Türk şehridir. Öz Türk yurdudur.

Biz bölgemizdeki bugünkü Senir Kasabası’nın adı olan Senir’in ilk kaydını 1478 yılında tahrir defterinde “Senirce” olarak görmekteyiz.

"Senir" kökeninden gelen yer isimlerinin "Senirce" halini alması, Türk yer adı verme geleneğinde oldukça mantıklı ve yaygın bir kurala dayanır.

Türkçe'deki "-ce/-ca" eki, eklendiği isme "ona benzer, onun gibi" veya "onun küçük bir parçası" anlamı katar. "Senir" ana yerleşim veya bölge adıyken, Senirce; "Senir halkının kurduğu küçük yer, Senir'e ait yer" anlamına gelir.

Ayrıca bir yerden göç eden veya o bölgeye bağlı olan insanlar (Senirliler) yeni bir yerleşim kurduğunda, orayı ana merkezden ayırmak için bu eki kullanırlar. Yani "Senirlilerin yaşadığı yer" ifadesi zamanla dilde kısalır ve Senirce halini alır.

Yani Senirce, Senirlilere ait yer demektir.

Yine 1478 yılı vakıf kaydında şöyle bir ibare vardır.

“Karye-i Kara Senir Hızır Fakih ve Nebi Fakih vakfı muaf ve müsellem olup gelmiş ve hem elinde nişan-ı hümayun dahi vardır, görüb müsellem tutub deftere sebt olundu.”

Yani burada en önemli yer bugünkü kasabanın adının KARA SENİR olarak geçmesidir ve bu aslında buraya yerleşenlerin bir aşiret boy olduğunun işaretidir.

Bir diğer konu da Kara Senir köyünde bulunan Hızır Fakih ve Nebi Fakih vakfı eskiden beri vergiden muaf tutulmuş bir vakıftır. Ayrıca ellerinde padişah tarafından verilmiş bir belge yani nişan-ı hümayun vardır. Bu belge görülmüş ve vakfın muafiyeti onaylanarak resmi deftere kaydedilmiştir.

Yani köyde padişahın imzasıyla vergi vermeyecekleri belirtilen bir vakıf kaydı köyde günümüzde izi kaybolmuş bir imaret veya askeri hizmetin izini de göstermekte.

Ancak bizim isimden gidelim. Senirce köyünün bir kayıtta “Kara Senir” olarak geçmesi, bu yerleşimin tek bir köy olmaktan ziyade bir boyun topluluk yapısına sahip olduğunu işaret ediyor.

Dönemin yer adlandırmalarında “kara, ak, sarı” gibi renk sıfatları çoğu zaman aynı kökten gelen boyların veya cemaatlerin farklı kollarını ayırt etmek için kullanılmıştır. Nitekim Sarıkeçili, Akkeçili ve Karakeçili örneklerinde olduğu gibi, aynı ana topluluk farklı gruplara ayrıldığında bu tür nitelemelerle isimlendirilmiştir.

“Kara Senir” ifadesi de bu geleneğe uygun biçimde, Senir’in bir koludur ve günümüzdeki Senir Kasabası Kara Senir Boyu’dur anlamını taşır.

Orta Asya’daki yer adlarını taşıyan bu topluluk Anadolu’ya geldiğinde kollara ayrılmış ve Kara Senirler ilk yerleşen Türkler olduğu gibi adını korumuştur.

Senirce adıyla yine 1568 yılında kaydı olan köy, 1830’dan günümüze kadar SENİR adını taşımaktadır.

Yani Senir asıl adı KARA SENİR bölgenin ilk sahiplerinden bir Türk Boyu’dur.

Yukarıda Mersin civarının 1148 yılında Bizans’a tekrar geri verilmesinden bahsetmiştim. Demek ki Bizans’a geri verenler tekrar almaya çalışacaklar ki Kara Senir adıyla günümüzdeki Silifke’de karye olarak kaydedilmişlerdir.

Yine Süleyman Şah’ın fetih güzergahında olan günümüzde Nevşehir Kozaklı’ya bağlı Kara Senir de aynı fütuhat yolunda olması sebebiyle savaşçı Senirlilerin oluşturduğu bir karye olduğunu düşündürür.

Duşenbe Yörüklerinin kurduğu Senir Beyliği, Gönen Senirce’si ayrı ayrı değerlendirilmesi gerekse de bugünkü Senir Kasabası’nın bölgemizdeki tarihi ve kültürel yapısının korunması, araştırılması şahsi kanaatim olarak son derece önemlidir.

Ancak ilgilenir mi? Değer görür mü? Bu yazdıklarım önemsenir mi? Elbette ki hayır.

Çünkü tarih bizde hiç önemsenmedi.

Ancak bu isim ve bu topluluğun bölgemizdeki ilk Türkleşme ve eski tarihli olması hasebiyle ISPARTA TARİH-DER olarak çalışacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın.

Kasabalarımızı, köylerimizi cehalete kurban etmeyeceğiz.