Karanlık Labirentin Aktörleri: Susurluk'un Gölgesinde Derin Devlet ve Güç Savaşları

Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde 3 Kasım 1996 tarihi, bir dönemin kapandığı ve devletin dehlizlerindeki örtülü ilişkilerin gün yüzüne çıktığı en büyük kırılma noktasıdır. Susurluk'ta meydana gelen o meşhur trafik kazası; emniyet müdürü, milletvekili ve kırmızı bültenle aranan bir kabadayıyı aynı koltuklarda yan yana getirerek, onlarca komplo teorisini ve derin kurumsal çekişmeleri sokağa döktü. Sapla samanın, akla karanın birbirine karıştığı bu dönem, istihbaratın parayla ölçüldüğü karanlık bir ekosistemi deşifre etti.

Aynı Araçta Kesişen Yollar ve Bucak Aşireti Gerçeği Kaza yapan Mercedes'in içinde İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı Hüseyin Kocadağ ile yeraltının efsane ismi Abdullah Çatlı yan yana hayatını kaybetmişti. Araçtan yaralı kurtulan tek isim ise Doğru Yol Partisi (DYP) Milletvekili Sedat Edip Bucak'tı. Bucak, sadece bir siyasetçi değil, PKK'nın tüm tehdit ve yıldırma politikalarına rağmen terör örgütüyle işbirliğine gitmeyen, 12 Eylül darbe döneminde dahi devletin yanında saf tutan Urfa'nın en güçlü yapılarından Bucak Aşireti'nin lideriydi. Bu isimlerin aynı araçta bulunması, devletin illegal yapılar ve aşiret güçleriyle teröre karşı kurduğu örtülü ittifakı tescilledi.

İstihbaratın Ticarete Döndüğü Popülist Yıllar 90'lı yılların kaotik atmosferinde devlet kurumları (MİT, Emniyet ve JİTEM) arasında birlik ve koordinasyon tamamen kopmuş durumdaydı. Bu kurumsal zafiyet, bazı istihbarat görevlilerinin vakıf oldukları devlet sırları ve hassas bilgiler üzerinden kendilerine yasadışı gelir kapıları yaratmasına neden oldu. Bilginin adeta paraya eşitlendiği bu dönemde, şantaj ve haraç çarkları kuruldu. İstihbarat elindeki gücü kullanarak, "Şurada şununla görüştün, şu kadar rüşvet verdin, gel bizi de gör" diyerek iş dünyasını ve yeraltını haraca bağlayan klikler türedi.

Doğal Bir Operasyon Yeteneği: Abdullah Çatlı Susurluk kazasının merkezindeki en karizmatik ve tartışmalı figür hiç şüphesiz Abdullah Çatlı'ydı. Çatlı, istihbarat dünyasında alışılagelmiş raportörlük ya da muhbirlik basamaklarını hızla tırmanarak en tepeye çıkan, düşmanlarının bile "mertliğiyle" andığı sıra dışı bir operasyon elemanıydı. 12 Eylül öncesinin ideolojik kavgalarında genç yaşta adını duyuran Çatlı, darbe sonrası dönemin devleti tarafından Ermeni terör örgütü ASALA'nın çökertilmesi amacıyla sahaya sürüldü. Hiram Abas ve Alaattin Çakıcı gibi isimlerle birlikte ASALA'ya karşı yürütülen sınır ötesi örtülü operasyonlarda büyük başarılar gösterdi. İddialara göre devlet, Bahçelievler davasından aklanma vaadiyle Çatlı'yı kullandı ancak verilen sözler tutulmayınca Çatlı devlete rest çekti; bu restin hemen ardından ise o şüpheli kaza meydana geldi.

Çatlı ve "Yeşil" Arasındaki Keskin Çizgi Derin devletin bir diğer efsanevi ve amansız figürü ise JİTEM ve MİT adına çalışan "Yeşil" kod adlı Mahmut Yıldırım'dı. Yeşil de en az Çatlı kadar gözü kara ve devletlerin sahip olmak isteyeceği türden başarılı operasyonlara imza atan, kusursuz saklanan bir tetikçiydi. Ancak onu Çatlı'dan ayıran çok temel bir fark vardı: Yeşil, "Ben senin için bu kirli işi yaptım, hakkımı (maddi karşılığını) alırım" mantığıyla hareket ediyordu. Bu finansal açgözlülük, onun bir süre sonra sistemin elinde bir rehine dönüşmesine ve karanlıkta kaybolmasına neden oldu.

JİTEM, Veli Küçük ve Sedat Peker Denklemindeki Sırlar Dönemin istihbarat dehası Hanefi Avcı'nın komisyon ifadelerine göre, JİTEM (Jandarma İstihbarat ve Terörle Mücadele) öyle gizli saklı değil, bizzat Genelkurmay Başkanlığı'nın bilgisi ve onayı dahilinde kurulmuş resmi bir kontrgerilla yapılanmasıydı. Bu yapılanmanın en kilit ismi olan Albay Veli Küçük'ün, yeraltı dünyasının genç ismi Sedat Peker ile kurduğu ilişkiler de devletin gayriresmi sahadaki kontrol arayışının bir parçasıydı. Veli Küçük, makamı gereği yaptığı operasyonları ve ilişkileri her zaman üst yönetime bildirmek zorunda hissetmiyordu; bu da Peker gibi figürlerin devletin hassas meselelerine ne kadar dahil edildiği sorusunu bir muamma olarak bıraktı.

Türkiye, coğrafi konumu gereği her dönem dış tehditlerle ve dost görünen küresel düşmanlarla (örneğin PKK'yı açıkça destekleyen ABD ile) savaşmak zorunda kalmıştır. İşte bu asimetrik savaş, devlet aygıtının her dönem Abdullah Çatlı gibi gözü kara operasyon elemanlarına ihtiyaç duymasına neden olmuştur. Önemli olan, devletin bekası için yürütülen bu amansız satrançta, kendi kişisel finansal çıkarları için çalışan "çürük elmaları" sistemden temizleyebilmektir.

Detaylar videoda...

Kaynak: Haber Merkezi