Okul tuvaletinde kamera olmaz” cümlesi tartışmaya kapalıdır. Çocukların mahremiyetini zedeleyen bu uygulama güvenlik değil, medeniyet ve vicdan meselesidir.
Bazı cümleler tartışmaya açık değildir.
“Okul tuvaletinde kamera olmaz” cümlesi de bunlardan biridir.
Bir okulun tuvaletinde kamera görmek, teknik bir hata değil; çocukların mahremiyetine dokunan ağır bir sınavdır. Güvenlik bahanesiyle aşılmaması gereken bir çizgi geçildiğinde, tartışılan şey artık bir cihaz değil, toplumun çocuklara verdiği değerdir.
Bu mesele güvenlik tartışması değildir.
Bu mesele pedagojik değildir.
Bu mesele yönetmelik yorumu da değildir.
Bu, doğrudan bir medeniyet meselesidir.
Bir okulun tuvaletinde kamera cihazı görünüyorsa, burada gri alan yoktur. “Ama açı şöyleydi”, “ama kayıt almıyordu”, “ama güvenlik içindi” gibi cümleler, sorunun özünü değiştirmez. Tuvalet, bir çocuğun en mahrem alanıdır. Nokta.
Çocukların olduğu yerde yorum payı daralır.
Çünkü çocuk, yetişkin gibi hak arayamaz. Çocuk, “rahatsız oldum” diye dilekçe yazamaz. Çocuk, gördüğü şeyin yanlış olduğunu bile her zaman anlayamaz. Bu yüzden yetişkinlerin görevi, çocuk adına hassas olmak zorunda olmaktır.
Asıl tehlike, kameranın kendisinden bile büyüktür:
Bu uygulamanın birileri tarafından normal görülebilmesi ihtimali.
Eğer bir eğitim kurumunda birileri çıkıp “ama güvenlik için” diyebiliyorsa, orada alarm zilleri çalıyor demektir. Güvenlik kavramı, sınırı en kolay aşındıran kavramdır. Tarih boyunca özgürlükler hep güvenlik bahanesiyle daraltılmıştır. Ama çocuk söz konusu olduğunda bu bahanenin hiçbir karşılığı olamaz.
Okul dediğimiz yer sadece ders anlatılan bir bina değildir.
Okul, çocuğun devlete ilk temas ettiği yerdir. Çocuk, devletin nasıl bir şey olduğunu okulda öğrenir. Eğer o çocuk, tuvalette bile izlenebileceğini hissederse, devlete güvenmeyi değil, devletten çekinmeyi öğrenir.
Bu, eğitim değil; travma üretir.
Burada mesele bir yönetici hatasıysa, hızlıca düzeltilir ve biter.
Ama mesele zihniyetse, o zaman daha derin bir problemle karşı karşıyayız demektir.
Ve eğer bir okulda, çocukların en mahrem alanına kamera yerleştirilmesine imza atılmışsa; bu kararda dahli olan okul müdürü ve ilgili yöneticiler için artık görevde kalmak bir hak değil, bir sorumluluk ihlalidir.
Bu noktada yapılması gereken şey savunma yapmak değil, sorumluluk almaktır.
Çocukların mahremiyetini zedeleyen bir uygulamanın ardından, kameraları sökmek yetmez. Kamu vicdanını rahatlatacak tek adım, bu kararda payı olanların görevlerinden istifa etmeye davet edilmesidir. Çünkü bazen istifa, bir kaçış değil; gecikmiş bir özürdür.
Bu çağrı kişisel değildir.
Bu çağrı siyasi değildir.
Bu çağrı cezalandırma da değildir.
Bu çağrı, çocuklar adına çizilmiş bir sınırın yeniden hatırlatılmasıdır.