Ispartalılar neden “somun” demez? Pazar Ekmeği’nin Osmanlı’dan günümüze uzanan hikâyesi, köy pazarı kültürü ve unutulmaz anılar.

Ispartalı “somun” demez, “pazar ekmeği” der.

Osmanlı zamanında ahâli; somun, bazlama, tandır, yufka, mısır, kümbe gibi özü hamurdan pişirilen ekmekleri yerlerdi. Ekmek, Osmanlı zamanında da tok tutması ve karın doyurması nedeniyle vazgeçilmezlerdendi. Çoğu zaman da ekmek tek besin kaynağı idi. Çünkü kıtlık zamanlarında bile erişilebilen darı ve buğdaydan, en basit yöntemlerle ekmek üretiliyordu.

Ekmeğe Osmanlı’da “somun” denirdi. Çeşitleri ve yöresel farklılıkları olsa da bugünkü küçük ekmeğin adı “somun” idi.

Isparta’da bu ekmeğe “Pazar Ekmeği” veya “Çarşı Ekmeği” denir.

Aslında bu adlandırmanın çok eski bir tarihi yoktur.

Eğirdir ve Sütçüler köyleri başta olmak üzere, hemen hemen tüm köylerimizde yufka açılarak elde edilen buğday hasadından un ve ekmek yapılırdı. Köy sâkinleri yufka ile ekmek ihtiyacını giderirdi. İlerleyen sanayileşme ve köylerden şehirlere iskân neticesinde, yufka ekmeğinin yapılışının zahmetli olması ve acil ihtiyaçlara cevap verememesi nedeniyle şehir fırıncılığı daha da gelişti. Fırınlar günlük ekmek çıkarmaya başladılar. Modern fırınlarda yapılan nar gibi kızarmış ekmekler, fırından çıktığında içindeki malzemelerin verdiği tat ile yufka yiyen ahâliye çok leziz gelmekteydi.

Ancak bu ekmekler ya şehirlerde ya da ilçelerde olurdu. Köylerde ticari anlamda fırınlar olmazdı.

Eğirdir ve Sütçüler köylerinden maddi imkâna sahip olan köylüler, Pınar Pazarı’na haftada bir kez alışverişe eşekler veya katırlarla giderlerdi. Uzak bölgeden gelecek olanlar, bir gün öncesi yola koyulur; yol üzerinde genelde Çay Köy, Yılanlı, Ayvalı gibi köylerin odalarında konaklar, ertesi günü pazara ulaşırlardı. Köyde evde kalanlar ise pazara giden baba, dede ya da yakınlarının dönmelerini dört gözle beklerlerdi.

Karakaçanların heybesi giderken umut, dönerken heyecan ve mutluluk taşırdı o zamanlar.

O zamanlar örme heybe ve filelerle alışveriş yapılırdı. Pazara giderken köylülerin kendi ürettikleri ürünleri de satmak için pazara getirdiklerini de unutmayalım.

Bugün bakkala çıkmaya üşenen neslin, o zamanlar 80 kilometre yolu 2 günde eşeklerle, develerle aldığını Z Kuşağı anlamaz.

İşte bu pazarlarda o çıtır çıtır somunlar da satışa sunulurdu. Bugünün simidi gibi, farklılık olsun diye pazara gelenler 3–4 kadar somun ekmek alırlardı. Eee, bu ekmek de azıcık pahalıydı elbet. Daha doğrusu alım gücünün olmadığı zamanlarda, yani paranın para olduğu dönemlerde, insanların yufka varken bu ekmeğe para vermeleri içlerini yakardı. Ama pazara gelen büyükler mutlaka eve bunlardan birkaç tane alırlardı.

Köye döndüklerinde eşeklerin önünü ilk önce köy çocukları keserdi. Çünkü biliyorlardı ki Pınar Pazarı’ndan gelenlerin belindeki sarıklarda kendileri için ayrılmış kuru üzüm, Konya şekeri, çubuk şekerler vardı. Hemen arkasından yolu gözleyen ev sâkinleri sevinçle avluya çıkarlardı. Fileler içinde paketlenmiş şekerlemeler, çerezler, köylerde bulunmayan tatlı çeşitleri ve en önemlisi bohçacılarda bulamadıkları esbap, atlas ve kumaşlar

Bayram günü olurdu o gün. Tahin helvası ortaya konur ve ilk iş, çıtır çıtır ekmeği helvayla buluşturmak olurdu. Zaten çaylar da demlenmiştir. Şayet evin küçük çocukları ellerinde çıtır çıtır kuru ekmeği kaçırmadıysa, ertesi sabah kahvaltıda soba ya da ocakta kızartılan ekmeğin buluşma sırası tereyağı olurdu.

İşte pazar ya da şehirden gelen bu somuna, köylüler yufkadan ayırmak için “Pazar Ekmeği”, “Çarşı Ekmeği” dediler. Fırıncılığın ilerlemesiyle daha çok tazeliğini koruyan ve ekonomik olması sebebiyle üretilen yuvarlak esmer ekmeğe de “Ev Ekmeği” dediler.

Bu süreç genel anlamda ülkemizde benzerlik gösterse de ilimizde Atabey, Senirkent, Uluborlu, Kuleönü gibi bölgelerde fırıncılık daha aslıyla, ev fırınlarında ekmek yapılması şeklindeydi.

Ancak Sütçüler ve Eğirdir bölgesi, bu saydığımız yörelerden daha farklı bir kültürel yapıya sahip olduğu için oralarda yufka dışında ekmek çeşidi bilinmezdi. Çünkü kökeni Yörüklük üzerine olan yerleşimlerde fırıncılık ve sebze tarımı hemen hemen hiç yoktur.

O zamanın insanlarına, bir zaman gelecek insanların bu çıtır çıtır ekmekten bıkacağı, ak yufkayı özleyeceği söylense her hâlde inanmazlardı.

KÖYLERİMİZ DEĞERLERİMİZDİR.